Arşiv

Nisan 2016

Browsing


Aydınlık bir odada siyah bir ışık yandığını hayal etsek?

Sadece ışığın etrafında küçük bir karanlık alanı oluşur ve oda hala aydınlıktır değil mi? .

MUTLU İNSANLAR için durum tam da böyledir işte. Hayatları, bakışları aydınlık olanlar, küçük karartıların düzen gereği olduğunu kabul edenler, her haline şükredecek birçok sebep bulabilenler.

Ya tam tersi olsaydı?

Karanlık bir odada beyaz bir ışığın yandığını hayal etsek?

Odada aydınlık bir alan oluştusanırım. Rahatlıkla hareket edebilirsin artık. Hatta belki de oda tamamen aydınlandı değil mi? Eve geldiğimiz an ışıkları yaktığımızda aydınlanan odalar gibi…MUTSUZ İNSANLAR için de durum bu kadar umut verici işte şükürler olsun…

Tek bir adım ile aydınlanabilir senin de dünyan.

images (2)

 

Peki nedir o adım?

Önemli olan , en önemlisi aydınlık isteyip istemediğin . Ama gerçekten isteyip istemediğin. Mutsuzluktan besleniyorsan eğer, o hamleyi gerçekleştirmek için sağlam bir karar vermen gerekiyor.

 

Gerçekten mutlu olmayı deneyimlemek ister misin?

Mutluluktan beslenmek nasıl olurdu?

Seçimini yaptığın an  kapının eşiğine geleceksin ve bir bakacaksın kalbin sana neyin iyi geleceğini söyleyecek. İşte o senin ışığın olacak, ilk adımın.Düşün ki artık aydınlıktasın. Derince bir nefes al ve kendini tebrik et. Ne güzel bir karar verdin hatta adım attın kendin için. Bundan daha iyisi nasıl olur?

Kendi hayatıma bakınca da aynı süreci görüyorum. Aynı böyle bir sürecin içinden geçerken ben, aydınlığa nasıl ve ne zaman çıktığımı dün gibi hatırlıyorum. Bir seçimle başladı herşey, nasıl olacağına, ne yapacağıma dair en ufak bir fikrim yoktu benim de.Benim ışığım sadece seçimim oldu. Sonra bir baktım ki herşey seçimimle hizalı ilerlemeye başlıyor.

Senin de bu süreci deneyimlemeni gönülden istiyorum. Eşikte durma, karanlıkta da. Gir odadan içeri ve ışığa izin ver yansın. Öyle ya da böyle seçimini yap. Kurban rolünden çık ve gücünü hisset.
maxresdefault

 

Sonra mı?

Artık o odadan çıkabilirsin.

Artık kocaman dünyana dönebilirsin.

Odalar mı?

Bırak onlar artık ihtiyacı olanlar için çalışma alanı olsun:)

SEN ARTIK FARKINDASIN , DÜNYASIN, İSTEDİĞİN DÜNYADASIN VE PARIL PARIL…

Sevgiler,

Eda ÖZGÜLER

 

Birileri seni çok kırdı biliyorum.

Seni gerçekten üzenler oldu.

Aklına geldiğinde tüylerini diken diken edenler de var.

Verdiğin ve geri alamadığın paraların da oldu.

Ve sonra güvenini sarsanlar ve aldatanlar.

Ve adım atmana engel olanlar.

Ve kendi hayatın yerine başkalarının hayatlarını yaşadığın zamanlar…

Ama geçti. Ya da geçmesine niyetlisin ki bu yazı çıktı karşına.  Bakalım senin düşündüğün kadar zor mu yoksa bir seçimle sana yaklaşan bir mucize mi bu?

Affetme ile tanışalım öncelikle. Tanışmak diyorum , çünkü gerçekten tanırsan, uygulaman çok daha kolay oluyor herşeyi. ‘Rehberin kalbin olsun ‘ olsa da mottom , adım atmak için önce aklına yatsın istiyor insan, sonra kalbi memnun olsun.Tanıdıktan sonra, hazır olduğunda  sen de bu seçimi yapacaksın eminim.

                                           *************************************************************

Uzun zaman önce okuduğum ve adını maalesef hatırlamadığım muhteşem bir kitapta , bununla ilgili harika bir cümle ( tüyo ) vardı. Tam olarak böyle geçmese de şunu ifade ediyordu. ‘’ Bir insanı , bir durumu affettiğinizi anlamak için içinizi dinleyin. Ne zaman ki hatırladığınızda içiniz cız etmiyor, işte o zaman gerçekten affetmişssiniz demektir.’’ Ne kadar doğru olduğunu deneyimleyince farkettim ben de . Pes etmek yok ya , dene-bir adım , tekrar dene-tekrar bir adım ve tekrar dene-tekrar bir adım kısımlarında bolca anımsadım bunu . Sana da sihirli bir hatırlatma olsun!

Seni anlıyorum… Düşünüyorsun ki , affedince karşı taraf zafere erişecek, sen de yenilen taraf olacaksın ( tabi ki bu düşünce biçimine göre böyle ) . Sonra affetmeyerek onu cezalandıracaksın ve o bu durumda yemekten içmekten kesilip , sana yaptıklarından dolayı hayatı kendine zindan edecek. Hadi bu kadarı abartı diyelim , hayat bu ya, o normal hayatına devam ederken sen de ‘ onun umrunda olmasa da ben bu zevki ona tattırmayacağım ‘ diyorsun değil mi bir yerlerde?

Peki o zaman , inat etme de bak bakalım ne yapmak ve nasıl hissetmek sana iyi geliyor?

Tanımakla bitmeyecek tabi, yapabileceklerin de yazıyor denemek istersen:)

freedom

                                                 1.AFFETMEK İÇİN ÖZGÜR OLMA İSTEĞİNLE TANIŞ.

Yenmek-yenilmek , haklı-haksız düşünce biçimi ile sadece egolar kapışır , hep bir kazanan bir de kaybeden vardır. Peki senin yaşadıkların , karşına çıkanlar sana birçok şey öğretmedi mi? Tekrar düşün. Bu durumda sen de kazanan tarafta değil misin ? Yaşaman gereken bir durumdu, yaşadın ve yollarınız ayrıldı. Hatta belki de hala onu görmek durumundasın. Şimdi daha iyi anlaman için sen , kendinden yola çık. Mutlaka kırdıkların, üzdüklerin olmuştur. Bu sadece ara ara aklına geliyor ve üzülüyorsun değil mi? Hatta belki de af diledin bile.

Karşı taraf için de aynı şey oluyordur eminim. Sen ara ara onun aklına geliyorsundur, belki o da üzülüyor belki de ona göre senin düşündüğün kadar büyük bir sorun yoktur ortada. Hatta belki de ona göre onun da haklı! gerekçeleri vardır kimbilir…

tPeki , sen neden o tutsak duyguya bağımlı yaşamayı seçiyorsun? Merak etme , sen istersen eğer, onun affettiğinden bile haberi olmayacak. Kastettiğim tamamen içindeki o ağır duygudan arınmak. Onu senden azad etmek. Özgürleşmek. Baksana öfkene, anlatırken bile ne kadar öfke ile dolduğuna? Sana iyi geliyor mu bu direnç?

 

 

Ya direnmeseydin , kapıyı açsaydın ve gitmesine izin verseydin bu durum senin için nasıl olurdu, ne hissederdin? Bunu bir düşün, hatta uzun uzun düşün. Zaman senin.

 

                                      2. AFFETMEK İÇİN ORGANLARIN DİLİ İLE TANIŞ.

Eğer olumlama kitaplarına bir yerlerde denk geldiysen veya hakkında yazılar okuduysan karaciğer ile affetmenin ilişkili olduğunu görmüşsündür. Öfke ile ilintilidir karaciğer.Stresten midenin ağrıdığını, sinirden tansiyonunun fırladığını söylüyorsun ya,  diğer organların da bir ifadesi var,bir duygu karşılığı var ama belirtileri dışa vurmadığı sürece farkedemiyorsun sadece, o kadar .

Bir diş macunu reklamı var ekranlarda biliyorsundur . Dişeti kanamasının önemini anlatırken, oyuncunun gözünden kan akıyor ve ‘böyle olsaydı durum , bunun için hemen önlem almaz mıydınız?’ diyor . O reklamı izledikçe, hep o görmediğimiz organlarımız geliyor aklıma ve ne durumda olduklarını gerçekten merak ediyorum.

408971_482317648489681_1365013496_nPeki ne yapabilirsin bunun için? Öncelikle bedenini yakından tanımıyorsan , karaciğerin nerede olduğunu bul. Şimdi sakin bir zamanında -hatta uyurken çok iyi geldiğini söyleyebilirim- elini,  o muhteşem enerjinle karaciğerin olduğu yere koy. Tam doğru yerde mi diye düşünmene gerek yok, parmakların açık bir şekilde ona yakın bölgeye koysan bile nasiplenecektir senden .Ve sonra içinden ya da sesli ‘’ Geçmişten bugüne kadar hayatıma giren, beni üzen , inciten herkesi ve herşeyi affediyorum. Kendimi affediyorum, öfkemi serbest bırakıyorum. ’’ diye tekrar ederek 10 dakika kadar devam et.

Kimler , neler gelecek aklına?  Senin için muhteşem bir deneyim bu , yürekten tebrikler…

Bu çalışmayı , ben dahil deneyimleyen herkesten muhteşem geri bildirimler aldım ve almaya da devam ediyorum. Hafifliğini anlatanlar, sürpriz geri dönüşler, çocukluğuna kadar ulaşıp oralarda da affedişleri yaşayanlar ve en sonunda kendine ulaşanlar, kendini de affedenler…

 

                                                3.AFFETMEK İÇİN TESLİMİYET HALİYLE TANIŞ.

Bir yerlerde sen de kullanmışsındır ‘Allah affetsin’ cümlesini. O’na inanmayanı bile bir cümleyle, bir sözcükle, bir duayla hatta belki de sadece kalben anmakla affetmeyi müjdeliyorken Yaradan ve sen O’nun sayesinde varoluyorsan , bizi affetmekten alıkoyan ne, bize gerçekten n’oluyor , bu kibir nereden geliyor ?

Olduğun yeri bilirsen, kibrinden vazgeçersen, teslimiyetle yürekten Allah’ın hikmetine devredersen , işte o zaman izle neler oluyor? Karşı tarafın başına birşeyler gelmesini istemek, uzaktan bunları keyifle izlemek, ‘’ bak etme bulma dünyası ‘’ demek değil ama bu. Bu geçiyorsa içinden daha yolun var demektir.  Hatta devamında,onun başına gelenlere üzülürsen bile şaşırma.

Öyle hemencecik olmayacağını biliyorum. İste ama olur mu? Bunun için kendine izin ver. Tutsaklıklarımızı kendimiz oluşturuveriyoruz farketmeden bazen. Öfke en büyük tutsaklıklarımızdan işte.

İyi yüreklisin sen. Bu muhteşem bedeni, aklı , ruhu veren Allah, muazzam düzenin içinde yüreğine iyi gelecek insanlarla karşılaştırsın seni. Bunun için niyet et. Bir sınav veriyorsun belki de, artık bitir sınavı. Ömrü tek bir sınava sığdırma. Öfkeyi çıkar ki senden, yerine en güzeli gelsin.

Yazımı facebookta sıkça karşılaştığımız yazı ile, kocaman bir yürekle bitiriyorum. Okumadıysanız kesinlikle okumanızı tavsiye ederim.Üzülün diye değil, affetmenin büyüklüğünü farkedin diye…

 

1660826_613127608758228_474872398_n

* MARİE BALTER kendisine bile bakmaktan aciz, alkolik bir annenin evlilik dışı dünyaya gelen çocuğuydu. Beş yaşına geldiğinde çocuk bakım yurduna yerleştirildi. * Daha sonra bir çift tarafından evlat edinildi. Sadist çift, küçük kızı evin mahzenine kapayıp, ona sistematik bir biçimde işkence etti. Çiftin toplum içindeki saygın konumu, küçük kızın yaşadıklarını çevreden kolaylıkla gizliyordu. * Marie on yedi yaşına geldiğinde depresyondan felç geçirdi. Kas spazmları ve boğularak ölmesine sebep olabilecek denli yoğun astım krizleri geçiriyordu. Halüsinasyon da gördüğü için doktorlar ona yanlışlıkla şizofreni teşhisi koydular. * Bundan sonraki onyedi yılı akıl hastanesinde geçti. Umutsuzluk ve çaresizlik içinde kıvranan kız, yemek yiyemiyor, fazla kımıldayamıyor ve intihar etmeyi sıkça düşünüyordu. * Otuz dört yaşına geldiğinde doktorlar Marie’nin durumunu yeniden değerlendirdiler. Onun şizofren olmadığına, ağır depresyon geçirdiğine ve panik atak yaşadığına karar verdiler.Arkadaşlarının ve kendisini seven birkaç sağlık görevlisinin yardımıyla Marie hastaneden çıktı. * Artık yaşamını nasıl sürdüreceğine kendisinin karar vermesi gerekiyordu. Terk edilmiş, işkence görmüş, tacize uğramış, hayatının otuz dört yıllı ziyan olmuştu. Kızgın, öfkeli, umutsuz olmak onun en doğal hakkıydı. Yaşamının sorumluluğunu üstlenmeden, devlet yardımıyla hayatının sonuna kadar yaşayabilirdi. Ama o, bu yolu seçmedi. * Marie üniversiteye girdi ve mezun oldu. Evlendi. Harvard Üniversitesi’nde master yaptı. Psikiyatrik hastalarla çalıştı. Konferanslar verdi. Biyografisini yazdı. * Elli sekiz yaşındayken, on yedi yılını geçirdiği hastaneye yönetici olarak atandı. Haber ajansları onun yeni görevini haber yaparken, o zaferinin açıklamasını şöyle yaptı; * “Eğer affetmeyi öğrenmeseydim, bir adım bile gelişemezdim. Yaşamım ziyan edilmiş bir yaşam olurdu. Ve bugün bu hastaneye yönetici olarak dönemezdim.”

Vay be dediğini duyar gibiyim. Ben de ilk okuduğumda çok etkilenmiştim.

Denemek ister misin sen de?

O zaman şimdi sıra sende:)

Sevgiler,

Eda ÖZGÜLER

mail: info@edaozguler.com

instagram: eda.ozguler