Etiket

dönüşüm

Browsing

“Huzurlu ve mutlu panda”
Bu kitabın sonunda diyor ki:
” Derin bir nefes al. Üzerine yağmur gibi cesaret ve güven yağdığını hayal et. İyice konsantre olup bu cesaret ve güven yağmurunun her yanını sardığını düşün. “

Yani daha güzel bir olumlama varsa ortaya çıksın hemen:) Düşünsenize her yanınızda güveni hissettiğinizi…Ne kadar muazzam değil mi?
Çoğu adımımızın önündeki engel bu değil mi? Güven içinde olsaydık, neye elimizi uzakmaktan, seçmekten, vazgeçmekten korkardık ki? O zaman cesur olmak daha kolay olmaz mıydı?

Neredeyse her gün okutuyor bu kitabı bana. O burada ne hissediyor bilmiyorum ama bana her gün bunu sesli okumak iyi geliyor:)

Bir çocuğun en büyük ihtiyaçlarından güven ve koşulsuz sevgi. Güven ihtiyacını çocukken ebeveynlerimizden ya da bakımımızdan sorumlu kişilerden karşılıyorken ( dilerim her bebek için karşılansın ) , yetişkinliğimizde bu konuda ne yapacağız?
Hele bir de çocukken karşılanmadıysa bununla ne yapacağız?
Bir çok çalışma var ki, bu güven hissini bedene tanımlatan.
Sinir sisteminin savaş-kaç-don tepkilerinin ötesine geçiren.
Sinir sistemi üzerine çalışmak en hafifi.
Yoksa her an diken üstünde…Her an arkada olan bitene yargılar halde…Bir adım gidememek.
Öğrenilebilir.
İlerle.
Bak oralar da güvenli.
İleriye bak.
Şu ana bak.
Burada güvendesin.
Hayattasın.
Sadece bildiğin hikayeler güvenli geliyor biliyorum, bilinmezlik korkutuyor.
Ama değil.
Bu bir yalan.
Bunun ötesi var.
Rahat bir nefes almak var.
Sırtını ” oh be ” diye yaslamak var.
Yeni şeyler yazmak var.
Ve güvenle ilerlemek var.
Bunu gerçekten istiyor musun?
Buna cesaretin var mı?

Düşünsene 5 yıl sonrası için tüm bedeninde heyecanını, coşkusunu hissettiğin seçim yapmışsın, hedefler belirlemişsin.

İşte hayatın hazır.

Ve bugün ve bugünden sonra her gün ilmek ilmek örüyorsun orayı.

Her bir detayı ışıl ışıl. Çok güzel görünmüyor mu sence de?
Ve her adımda kendine yaklaşmak.
Yapabilirliğini, cesaretini, azmini , coşkunu görüyorsun.
Meğer coşku gerçekten kendi seçimlerinle oluyormuş.
Birileri dedi diye, birileri istedi diye değil.
Sadece kendin istedin diye.
Oh ya , emek vermek ne de güzelmiş böyle olunca.
Seni destekleyenlerle paylaşmak ne de güzelmiş.
Zamanını kendine kullanmak.
Ara ara durmak, sonra ilmeklere bakmak, bazen yöntem değiştirmek … Ama bilmek. Rotan belli. Sen dışında ne seni oradan vazgeçirebilir ki?

Kendin olmak cesareti ne de güzelmiş, asil, coşkulu, sıradışı.

Şimdi tam ordan , 5 yıl sonradan bugüne bakınca , burdaki seçen kişinin gücünü görmek , ” herşey o gün başlamıştı ” demek. Kendine ve diğerlerine ne müthiş bir ilham kaynağı.

Başlayalım mı o zaman yazmaya.

Kolaylıkla.

Böyle hissetmende yanlış olan bir şey yok.
Normal dedikleri şekilde duygularına izin vermende de yanlış olan birşey yok.
( Eğer birilerinin sınırlarına girmiyor, kendi duygundan onları sorumlu tutmuyor ve davranışların şiddet içermiyorsa)

Ama onlar sana;
” Saçmalama ” derler.
” Abartma istersen ” derler.
” Amma da duygusalsın , amma da ciddiye alıyorsun hayatı, amma da takıntılısın ” derler.
” Bi kendine gel, ne bu böyle dağıldın hemen ” derler.
” Bunda korkacak ne var şimdi? Sakin ol. ” derler.
” Ağlama, ağlanacak ne var bunda, bozma sinirlerimi ” derler.
” Bu kadar sevinecek ne var bunda, altı üstü… ” derler.
” Ne bu böyle görmemiş gibi, biraz ağır ol. ” derler.
Onlar derler.
Diyecek bir şey hep bulurlar.
Sadece konforsuz hissettiğin yerlerde değil, çok mutlu anlarında da yaparlar.
Çünkü hep diyecek bir şeyleri vardır yanlış kılmak için.
Hayatını,deneyimlerini, dirençlerini, zaaflarını, travmalarını, içinde olan biteni bilmeden, öyle, sadece derler. Kalıplara sokmaya çalışırlar, onlar da bir yerde bunu öğrenmişlerdir. Belki kendi yaralarına söylüyorlardır bunları. Tabi bu onların konusu, senin değil. Önemli olan sana söylenenlerin karşısında senin duruşun.

Sonra bir şekilde tanışırsak seninle bunları kendi sözlerinmiş gibi nasıl sahiplendiğini görürüm, kendini yargılarken duyarım seni.
” Abartıyorum değil mi, niye böyleyim? ”
” En sevmediğim yanım fazla hassas olmam. ” derken sen,orda elin ve alemin belki çok yakınlarının sözlerini duymuş olurum. Senin fikrin çıkmaz çoğu zaman. Birileri demiştir, sen öyle sanmışsındır ya da gerçekten öylesindir, ne var bunda?

Bir duyguyu ne dozda yaşadığın sadece seni ilgilendirir. Belki bir kaynağı vardır, belki sen böylesindir, belki burcunun etkisidir, belki o gün öyledir, belki hep böyledir.
Bu her neyse yanlış değil.
Yineliyorum 👉 ( Eğer birilerinin sınırlarına girmiyor, kendi duygundan onları sorumlu tutmuyorsan ve suistimal etmiyorsan )

Rahatsızsan bundan tabi ki üzerine çalış, destek al.
Ama sen memnunsan olan şey tamam.
Orda öyle kalabilir.
Yorduğunu anlarsan değiştirirsin zaten.
Ama bil, bunların hiçbiri kötü değil.

He varsa rahatsız olan, gidebilir.
İlla kalacaksa sınır koyabilirsin, bu ve benzer cümleler devam ederse durdurabilirsin.Etiketlenmeye son verebilirsin ve bu etiketi berbatmış gibi algılamaya.
Hem bu sözlerin kime ne faydası olmuş ki sana olsun?
Durdur.
Şiddeti sustur.
Bunun yapılmasına izin verme.
İzin verme.
Hayır .
Belki sadece tek kelime
Hayır.
Kendine bu zamana kadar neler yapılmasına izin verdin bilmiyorum ama bundan sonra dur diyebilirsin.
Hayır diyebilirsin.
Nasıl iyi geldiğini hissedebilirsin dilerim🙏
Kolaylıkla.
Not: Peki onlar kimler? Hepimiz, bir kaçımız, bazılarımız. Kendimize dönüp bakalım mı bugün? Acaba ben de diyor muyum böyle? Korkularını, kaygılarını, yaşama hallerini eleştiriyor muyum insanların? Anlamaya çalışıyor muyum ya da? … Birbirimize gerçekten daha özenli olmamız için neler mümkün?

Bazen olur ya,
İyi hissetmeyebilirsin.
Ya da acı çekiyor olabilirsin.
Saatlerce, günlerce…
Bazen bir şeyle herşeyi yıkabilir,
Bir şeyle herşeyin varmış gibi hissedebilirsin.
Bazen herşey üstüste gelir
Bazen hepsi aynı anda gider gibi olur.
Bazen bunalabilir
Nefes alamadığını hissedebilirsin.
Bazen hiç yataktan çıkmak istemeyebilir
Bazense uyumak istemeyecek kadar enerji dolabilirsin.
Bazen herşeyi bırakıp kaçmak isteyebilir,
Bazen olduğun yere köklenmenin yollarını arayabilirsin.
Bazen de köklenmekten hiç hazetmeyebilirsin:)
Bazen hiçbir yere ait hissetmeyebilir
Ömür boyu yuvayı arayabilirsin.
Bazen kendini dünya kadar bazen de kendini karınca kadar görebilirsin.
Hepsine yerin var.
Hepsine hakkın var.
Hepsine iznin var.
Kaçmaktan, korkmaktan daha hafif ona olana kapıyı açmak, buyur etmek.
Hatta bazen öyle seversin ki gitmesine izin vermek istemezsin. Sevgili gibi olur.
O zaman hatırla.
Bırakmaya da hakkın var.
Bunu tercih edebilirsin
Tutunmayı bırakabilirsin.
Yeni bir şeyi seçebilirsin.
Her gün, her an.
Değiştirebilirsin.
Vazgeçebilir, yenisini yapabilirsin.
Esne.
Koşmaya hakkın olduğu kadar, durmaya da hakkın var.
Esne.
İzin ver.
Herşey hareket halinde.
Hareket etmesine izin ver.
Yaşamanın daha kolay bir yolu var eminim.
Belki yollardan biri budur ne dersin?
Hakkın olduğunu bilmek, esnemek ve izin vermek.
🍀

İsteklerine dair motivasyonunu kaybettiğin her an hatırlat kendine bu yolu neden seçtiğini. Güçlü nedenini hep hatırlat.
Ve sor kendine: ” Eğer gerçekleşirse en iyi ihtimalle hayatım nasıl olur, ben kim olurum? ”
Gözlerini kapatıp hayaline gir, duygusuna.
Kim olurum kısmındaki kendini izle. Nasılsın?
Odaklan buraya.
Her seferinde.
Hiç pes etmeden.
Bak oraya.
Besle.
Sahi nasıl olur?

İsteğine dair kaygılandığın anda ise tek bir soru sor kendine:
” Gerçekleşmezse en kötü ihtimalle ne olur, korkum ne? “
Canlandır bunu.
Gerekirse yaz.
Sesli anlat.
Belki dakikalar yetecek.
Belki bir tam gün geçecek.
Belki bir kaç zaman.
Tam olarak gir o alana.
En kötü ne olur?
” Oh be ” yerine gelene kadar, bağımlılığın yokolduğunu hissedene kadar, isteklerinden ibaret olmadığını algılayana kadar, özgürleşene kadar, yani tüm hayati kılmaları bırakana kadar, bulunduğun yerin içinde birkaç iyi şey bulana kadar, burası da iyi diyene kadar devam et.
✔ Canlandırırken bunu, hafiflik şimdide olmayabilir, yarını, 1 ay sonrasını, 1 yıl sonrasını, 5 yıl sonrasını da hesaba kat.
Bir an / zaman gelecek, hafiflik orda yakalayacak seni.
Orayı bulana kadar en kötü kısmını düşün ve bitir.

✔ En iyi ihtimali istediğin her an, en kötü ihtimali ise sadece bir kez canlandıracaksın unutma.
Çünkü sürekli en kötü ihtimali kabul etmekten bahsedersen kendine ya da diğerlerine egonun oyununa girmiş olursun. İsteğine yolculukta kurban rolüne giriş hali bu, yüzünü sürekli oraya dönmüş bir hal, ” kabus değilse en kötüsü e o zaman o olsun ” gibi bir yerden ego seni şuan bulunduğun yerde tutmak istiyor bilesin.
✔ Ve bu çalışmayı yaparken korkma. Kötüyü çağırmıyorsun:)
Korkunun yüzüne bakıyorsun, onunla tanışıyorsun. Gerçekten o kadar korkunç mu diye tartıyorsun.
Bu kadar.
✔ Biz en iyi ihtimali bazen hiç düşünmediğimiz için,bazen en kötü ihtimali hiç düşünmediğimiz için, bazen en kötü ihtimali hep düşündüğümüz için karışırız.
Bu karışıklıktan çıkabilirsin.
Her isteğin, dileğin için,
İstersen dene.
Sadece dene.
Dilerim sana da hafiflik getirir.
🙏🙏

Her güne bitirirken bağ keserek özgürleşmemizin ardından her yeni günde kendimizi koruma altına alabiliriz.
Dua, imgeleme, enerji beden üzerine yapılacak uygulamalarla bunu sağlayabiliriz.

Güne başlarken şöyle diyebilirsiniz:
” Bugün dışarıdan gelen tüm negatif etkilere kendimi kapatıyorum.
Kendi enerji alanımı korumaya niyet ediyorum. ”

Dilerseniz şöyle yapabilirsiniz ( özellikle evden çıkarken de uygulayın ) :
Göbek deliğinizden başlayarak, çeneniz ( dudak altınızı baz alın ) arasındaki hat üzerinde fermuar çekermiş gibi elinizle 3 kez tarama yaparak yukarıda yazan niyeti tekrarlayabilirsiniz.

Evden çıkarken, bir ortama , toplantıya, görüşmeye girerken de şunu deneyebilirsiniz:
Göbek deliğinizin üzerine elinizi koyun ve yukarıda yazan niyeti tekrarlayın.

Basit ve etkili bu uygulamaları kullanabilirsiniz.

Kolaylıkla.

Gün içinde kaç kez misafir oluyor bu kelime sana ?

Yetersizim.

Ve ne kadar büyüyor içinde ? Onunla birlikte hareket edemeyecek kadar mı? İçinde kaybolup üzerine çöken ağırlığı anlamayacak kadar mı?

Kocaman bir durdurucu kendisi. Ve farket ki bu öyle özel vakitler yaratıp gelmiyor. Şuan instagramda, facebookta, işte herhangi bir yerde takip ettiğin biri, bir arkadaşın , eşin , çocuğun birçok yerden tetikleniyor olabilirsin. Tetiklendiğini farkedebiliyor musun peki ? Sosyal medyada bu kadar vakit geçirirken hissettiğin şey hafiflik mi , ağırlık mı?
Akşam, dönüp güne bir baktığında , odağın eksik, yanlış, yetersiz olmalarında gezmişse daha çok , nerden başlayabilirsin buna bir bak olur mu? O kişiyi takip etmeyebilirsin bir süre ya da daimi. Yakın çevrenle ilişkilerinse konu, kendi sınırlarının üzerine çalışabilirsin. Hani bizim kimseyle işimiz yok ya, hani konu biziz ya, tetikleyicileri durdurmak da, oralarda mevcut olmamak da ( en azından duygunun yüksek volümü azalana kadar ) senin elinde. Yapabilirsin. Kendi kendinin sınırlarını zorlama bence:) ” Olduğum hal iyi, iyiyim , bu hal tamam ” dile yerleşirken hayatta da kendi şiddetine maruz bırakma kendini ❤ Dilerim .

Dünyada tek sen o işi yapacak olsan durum nasıl olurdu? Ya da tek sen çocuk yetiştiriyor olsan ? Yetersiz hissetmem için bir şeyleri / birilerini değerli, kendimi değersiz yapıyorum, bir şeyleri / birilerini büyük, kendimi küçük yapıyorum, bir şeyleri / birilerini doğru, kendimi yanlış yapıyorum. Sanırım böyle. Enazından bende uyandırdığı böyle.

Buralardan bakmak sende ne uyandıracak merak ediyorum.

Kolaylıkla.

Korkunun kaybolmasına enerjimi harcamak yerine ona bakış açımı değiştirmeyi seçsem hayatım nasıl olurdu?

Korkuyu korkunç kılmak yerine normal, olabilir kılmak.

Çünkü insan korkabilir. Bu duygu dünyaya eklendiyse bir sebebi vardır . Yani yaşam kalitemi düşürmüyor , yaşam mücadelesi haline gelmiyor ve iyilik halimi genel anlamda devam ettirebiliyorsam , o yanımda kalabilir. Hatta bazı yerlerde varlığı doğru yolda olduğumu gösterebilir seçimlerimde.
Kaybetme korkusu da son zamanlarda korkuların içinden bolca duyduğum. İnsan dostunun desteğini kaybetmekten korkabilir değil mi? Ailesinin ölümünden de korkabilir, evladına birşey olmasından da , sevgilisini kaybetmekten de , işini değiştirirken de korku duyabilir. Ne kadar insani değil mi? Tekrar ediyorum. Bu hal yaşam kalitemi yüksek oranda etkilemiyorsa öyle normal ki. Kendimizi anormal , yanlış , berbat kılmak için en çok kullandığımız kelime kendisi. Bazen de adım atmamak için sağlam bir kılıf:)
Bunlar hep ego oyunları:) Korkunun bize bir bakış açısı yok da bizim ona karşı ne çok bakış açımız var…

E bu normalse , şimdi gücümü elime alıp onun elini kendim tutabilirim. Sırtımı dönmek ve karşıma almak yerine yanıma alabilirim.
Normalim. İnsanım. Hepsi gelir, hepsi geçer. Gelir , bekler, geçer gider. Bazen kalır, uzun kalırsa yüzüne bakabilirim. Destek de alabilirim.
Bu da normal.
Şimdi buralara bakıp ne ölçüde etkiliyor, oyunu ben mi yaratıyorum yoksa eşlik etmesine izin mi vermiyorum diye bir bakalım mı?
Kolaylık olsun diye tüm yazdıklarım. Zor yollarını hepimiz az çok biliyoruz değil mi?

Bu zamandan oraya baktığımda gördüğüm;
eğer kişisel gelişime merak saldığım o ilk yıllarda bazılarına göre içsel rehberlik – ego, bazılarına göre zihin – kalp sesi , bazılarına göre algı – bakış açısı denilen kavramların önemini bilseydim sadece buna kanalize olurmuşum.
Hayatı nasıl kolaylaştırdığını idrake geçince anlıyormuş insan. İdrak zamanım bu zamansa baştaki ‘eğer’ i attım çöpe:)

O yüzden ki, seanslarda hep şu sorular vazgeçilmezdir benim için:
” O iş senin hayatına katkı mı? Aklına gelen ilk cevap? “
” İlişkinde mutlu musun? Aklına gelen ilk cevap? “
” O kişiyle çalışmak istiyor musun? Aklına gelen ilk cevap? “

Aklına gelen diye sorarım da aslında o algına gelendir ama öyle desem karışır diye kolaylaştırırım🍀
O ilk gelen kelimeden sonrası işte bakış açılarımız kısmı.
” evet ama…. ” ” Hayır ama… “

Bir de şu olur . ” Bilmem birşey gelmedi aklıma . ” Ya da uzun bekleyişten sonra gelen cevaplar var.
Hiç tutunmadığım , hafif olduğuna inanmadığım ve bu yüzden de orada ne varsa konunun her yerine temas edip tekrar aynı soruyu sorduğum yerler.

Cevap ne olursa olsun, sorumluluk almayı gerektirdiği için, verilen cevaptan sonraki seçim , işte tam orası kişinim kendi gücünü ortaya çıkarır. Hala orda kalmaya devam edecek mi? Yoksa cevaba güvenip özgürleşecek mi???

Eski sayfamda bu konuyu anlamak üzerine bir yazı yazmıştım, ne zaman denk gelirse o zaman paylaşacağım blogda .
Bulamazsam yeniden yazmayı da seçerim eminim.
Bu konu hem çok eğlenceli, hem hafif, hem kolaylaştırıcı , hem de aydınlatıcı.

Rinpoche’ nin dediği gibi zihnin durulma yollarını araştırabilir ve sonra asıl cevaba ulaşabilir ya da o devreye girmeden gelen cevaba güvenmeyi seçebilirsiniz.
Hepsi aynı yola çıkan farklı araçlar.
Hepsi bizim kolaylaştırıcımız.
Neyi seçerseniz o🙏

” Aptal mıyım ben inanır mıyım bunlara? “
” Kendini çok akıllı sanıyor. “
” Bak yakaladım gördün mü, demiştim sana. “

Ne kadar çok kullanıyorsun bunları? Kaç kez kendini kül yutmazlıkla uğraşırken yakaladın? İnsanların açıklarını yakalayıp akıllılık ispatı için ne kadar çaba sarfediyorsun? 

Kendini doğru , diğerlerini yanlış yapmak için ne çok çaba. Ve peşinden gelen kendini yanlış yapma hali. Bir yerlerde salaklıkla, aptallıkla etiketlendin mi ? Git eskilere. Ya da onun gibi olmamaya çalışırken ( senin küçüklükte etiketlediğin, salak gördüğün kimse ) o olmaktan kaçarken o olduğun ve yine kaçtığın kim?

Sadece farket. Ne kendini , ne onu yargılamaya geçmeden sadece farket. Muazzam varlığını alıp kabul ederken, birşeyi böylesine itmeden… Salak olmanın nesi kötü? Sadece direnci kırmak için bak buna. Salak değilsin, aptal da. Sadece inandın o kadar. Şimdi onu göndermeye gönüllü ol.İşte bu kadaaar:)

Ağzımızdan çıkan hiçbir söz, aklımızdan geçen hiçbir söz boşa değil. Kelimelerle, cümlelerle oynamanın neşesi bendeki de🙏