Etiket

ebeveynlik

Browsing

Mutlu olmak benim hakkım.
Zenginlik benim hakkım.
Doyumlu bir ilişki benim hakkım.
Neşeli keyifli huzur dolu bir ev benim hakkım.
Ferahlık benim hakkım.
Dinlenmek benim hakkım.
Yeteneklerimi kullanmak benim hakkım.
Sevdiğim işi yapmak hakkım.
Değerlerimi yaşatmak benim hakkım.

Tüm bunlarda alıp kabul etmeye gönüllü olmadığım şey ne? Söylerken hissettiğim o şey ne? Dönüşebilir mi? Dönüşseydi ben kim olurdum? Ne olurdum?

Olabilirim.
Mutlu olmayı tercih edebilirim.
Sağlığımı koruyabilirim.
Neşeyi kolaylığı hayatıma davet edebilirim.
İhtişamı seçebilirim.
Parayla ilişkimi dönüştürebilirim.
Kalbimdeki o işi harekete geçirebilirim.
Bir ağaç misali bu dünyanın geçiciliği gerçeğine rağmen köklenebilirim.
Tüm köklerimle mevcut olabilirim.
Her an başka bir forma gönüllü olabilirim.
Zamanını bekleyebilirim.
Telaşımı da azad edebilirim.
Hatta kızgınlıklarımı kırgınlıklarımı öfkemi kurban rolümü azad edebilirim.
Güvende hissetmeyi seçebilirim.
Tam ve bütün olduğumu alıp kabul edebilirim. Eksik değilim, yanlış değilim.

Tüm bunları olmam bilmem algılamam ve alıp kabul etmem için neler mümkün?

Gerçekten seçer misin? Şimdi ? Kalpten ?

Kolaylıkla.

İçimizdeki çocuğu iyileştirmek bizim sorumluluğumuzda.
Doğumumuzdan önce başlayan süreçten bugüne kadar olanlar gibi. Bizim hayatımıza dair herşey gibi.
Eğer yaralıysa ,üzgün, kırgın, mutsuz, utanç içinde veya suçluluk içindeyse ve artık yetişkinsek , ona bakmak ve şifalandırmak olanları, bizim sorumluluğumuzda. Ta ki o hayat dolu enerjisine , neşesine dönene, sevildiğine, görüldüğüne , duyulduğuna, kabul gördüğüne inanana kadar.

Desek ki ” annem babam bana bunu yaptı, onlar yüzünden böyle.” Bugünümüzde hiçbirşey değişmiyor değil mi? Yapılanları söylemek değil de konu, söylenmek aslında. Olanı bil ki dönüştür, kabul et ki geçip gidesin içinden. Bunu mağdurluktan değil gözlemden söyleyince yani.
Onlar da kendi ebeveynlerinden öyle öğrendi basamaklarıyla atalara varan bi aktarım bu çünkü.
Tüm bu hikayelere ” Dur ” demek için neye ihtiyacın var? Ne bekliyorsun?
Tüm gün eteklerinden çekiştiren bir çocuk var sende, ” yüzüme bak, gör, duy, al ve kabul et ” diyen.
Bakmaya hazır mısın?
Düşüncelerini düşünmekle geçen vakti, içinde seni reddeden, değiştirmeye çalışan, bu halinle olmuyor diyen , öfkelenen, sinirlenen, kızan , döven ebeveyn sesine verdiğin vakti, o senin temasını bekleyen çocuğa vermeye hazır mısın?
” Tatlım, yanındayım, güvendesin ” diyene kadar sen ve o tam anlamıyla bunu hissedene kadar ve bu tüm ömür sürebilir , ( çünkü ölene kadar seninle yaşayacak ) ona bakmaya hazır mısın?

Geçmişi affet demiyorum, üstünü kapa demiyorum. Canın yandı biliyorum. Üzdüklerini de, güvende hissedemediğini de görüyorum.
Eksik, yarım hissettiğini, yanlışmışsın gibi hissettiğini de duyuyorum.
Bazen yükmüşsün gibi de hissettiğini.
Hislerimizden de biz sorumluyuz.
Ben sana başka yerlere gel diyorum. Başka bir bilince, enerjiye. Ancak burdan dönüşüm gelir.
Hem o hep aklımıza gelen anıların dönüşüm meditasyonu, hem içimdeki çocuk meditasyonunda amacımız sadece bu.
Sensin.
Kendini hatırlamaya ihtiyacın var.
Kendini sarmaya.
Kendin olmaya.
Ve tabi bu cesarete.
Sen bunları okurken , o çocuk dinliyor eminim. ” aa sanki bana yaklaşmaya meyilli biri var ” diyor.
O sensin.
Gerçekten bunu seçer misin?

“Bazen onun çocuk olduğunu unutuyorum, bir yetişkin gibi anlayışlı olmasını , yetişkin gibi davranmasını bekliyorum,hemen anlasın istiyorum ya da. “
Ebeveynlerden kulağıma değen cümlelerden biri bu.
Bu sabah düşündüm de…
Çocuklarımıza dair fazla beklentilerimizi farkedebiliyoruz bir an öncesine bakıpta, peki ya kendimize?
Kendimden beklentilerim ne durumda?
Bazen abartıyor olabilir miyim?
İnsan olduğumu unutuyor,
Mükemmel olmak için çırpınıyor,
Hata payı tanımıyor,
Dinlenmeye izin vermiyor,
Bazen durmaya,
Koşmak , yetişmek için çırpınıyor,
Hep sakin, uyumlu, anlayışlı olmamı bekliyor olabilir miyim?
Sürekli mutlu , coşkulu olma isteğimi de abartıyor olabilir miyim?
Bazen konforsuz hissettiren duyguda da kalabilir miyim?
Öfkelenebilirim, üzülebilirim, canım yanabilir, negatif düşüncelere fazla kayabilirim. Buna da iznim var mı?
Hatta bu da normal olan değil midir?
Tüm duygular hakkım değil mi?
Bazen pırıl pırıl yapraklarımı dökebilirim.
Bazen pırıl pırıl açabilirim.
Hemen anlamayabilirim, unutabilirim, işime gelmeyebilir, zaman gerekebilir.
Hepsi bana dair, insana dair, sisteme dair.
Hayat bu.
Geçiyor.
Dünya hareket halinde, ben de.
Değişiyorum, dönüşüyorum, öğreniyorum, unutuyorum.
Geçen sene bu zaman dert dediğim şey, şuanda hayatımda olmayabilir, şuan başka bir konuyla meşgulüm büyük ihtimalle.
Dünya hareket halinde , ben de, duygularım da, düşüncelerim de.
Hepsi insana dair, yaradılışa.
Yeter ki harekete izin verebileyim, hakkıö olduğunu hatırlayabileyim, hatırlatanlara da şükredebileyim.

Yeter ki yaşamın içinde mevcut olmaya gönlümüz olsun. Yaratılmış olmayı sevelim. Her halimizle, her daim barış içinde. Tadını çıkarmaya gönlümüz olsun yaşamın.
Hayat bu.
Geçiyor.
Her haliyle .

Kendi yaralarını iyileştirmek için , yarası olan kaç kişiyi hayatına çektin? Kaç sevgilini iyileştirmeye çalıştın? Kaç tane çalışma gördüğün anda ” bunu şu yakınım alsın ilk başta ” diye kendinden önce başkalarına yardım etme ihtiyacına girdin?

Yardım etme kalıbını günde kaç kez kullanıyorsun?

Gerçekten yardım mı ediyoruz yoksa sadece destek mi olabiliyoruz insanlara biz insan olarak ?

Nerelerde kendini kurtarıcı ilan ettin ve bazen kurtaramadığını düşünüp kendini harap ettin?

” Ancak ben iyi ederim ” diye kaç yeri / kişiyi kontrol etmeye çalıştın?

Hayatında ne aşırıysa , oraya bakmak , hayatının ritmini güzelleştirir. Bu illa kötü bir şey olmak zorunda değil , iyi diye adlandırdığımız şeyler de buna dahil. .

Bu yolda idrak ettiğim ve şükürler olsun yıllar sonra dengeye geldiğim en güzel konudur bu🙏 Hafif, özgür, had bilir ve kendi değerimi hatırladığım.

Üstteki soruları iyi düşün . Cevapları kendine dürüstçe ver ve farkında ol.

Kolaylıkla,

“Huzurlu ve mutlu panda”
Bu kitabın sonunda diyor ki:
” Derin bir nefes al. Üzerine yağmur gibi cesaret ve güven yağdığını hayal et. İyice konsantre olup bu cesaret ve güven yağmurunun her yanını sardığını düşün. “

Yani daha güzel bir olumlama varsa ortaya çıksın hemen:) Düşünsenize her yanınızda güveni hissettiğinizi…Ne kadar muazzam değil mi?
Çoğu adımımızın önündeki engel bu değil mi? Güven içinde olsaydık, neye elimizi uzakmaktan, seçmekten, vazgeçmekten korkardık ki? O zaman cesur olmak daha kolay olmaz mıydı?

Neredeyse her gün okutuyor bu kitabı bana. O burada ne hissediyor bilmiyorum ama bana her gün bunu sesli okumak iyi geliyor:)

Bir çocuğun en büyük ihtiyaçlarından güven ve koşulsuz sevgi. Güven ihtiyacını çocukken ebeveynlerimizden ya da bakımımızdan sorumlu kişilerden karşılıyorken ( dilerim her bebek için karşılansın ) , yetişkinliğimizde bu konuda ne yapacağız?
Hele bir de çocukken karşılanmadıysa bununla ne yapacağız?
Bir çok çalışma var ki, bu güven hissini bedene tanımlatan.
Sinir sisteminin savaş-kaç-don tepkilerinin ötesine geçiren.
Sinir sistemi üzerine çalışmak en hafifi.
Yoksa her an diken üstünde…Her an arkada olan bitene yargılar halde…Bir adım gidememek.
Öğrenilebilir.
İlerle.
Bak oralar da güvenli.
İleriye bak.
Şu ana bak.
Burada güvendesin.
Hayattasın.
Sadece bildiğin hikayeler güvenli geliyor biliyorum, bilinmezlik korkutuyor.
Ama değil.
Bu bir yalan.
Bunun ötesi var.
Rahat bir nefes almak var.
Sırtını ” oh be ” diye yaslamak var.
Yeni şeyler yazmak var.
Ve güvenle ilerlemek var.
Bunu gerçekten istiyor musun?
Buna cesaretin var mı?

Ne çok ” dikkat et ” dediğimizi farkında mıyız, özellikle çocuklara?
Peki ya ” farkında ol ” deseydik acaba nasıl olurdu?
Farkında olmadan neye dikkat edeceğimizi nasıl bilebiliriz ?
Mesela diyelim ki çok şikayet eden biriyim.
Buna dikkat etmem için önce farkında olmam gerekmez mi?
” Aa öyle mi hiç farkında değilim bu kadar şikayet ettiğimi… “
Burası.
Sonrasını izleyelim işte…
Ya da diyorum ki “nefesi burnumdan almaya dikkat ediyorum. “
Bunun bir adım öncesi, önceleri nefesi ağzımdan aldığımı farkında olmam değil mi?
Gün içinde birkaç kez dursam ve baksam; nefesim nasıl, ağızdan mı burundan mı, karından mı göğüsten mi , sığ mı derin mi? Farkında oldum. Sonra ideal forma getirebilirim. Burnuma yönelebilirim. Dikkat etmeme gerek kalmaz. Farkında oldukça, oldukça değişir.
Ya da diyelim ki; ” Olumsuz kelimeler kullanmamaya dikkat ediyorum. “
Dış seste dilediğim kadar kullanmayayım, içeride olumsuz kelimeler dans ediyorsa , bunu farkında olmazsam, bu gerçekten değişim yaratır mı?

– Neden bir ilişkim yok, o kadar da dikkat ediyorum ilişkiler hakkında iyi düşünmeye, konuşmaya. Haketme olumlaması yapıyorum sürekli.
– Peki sence ilişki ne demek?
Peki erkek / kadın ne demek?
– İlişki yük / fazla sorumluluk / özgürlüğüm gider / erkekler/kadınlar aldatır, güvenilmez,bencil….
👉 İşte burası. Kendini korumaya çalıştığını farkında ol, aldatılmaktan, kandırılmaktan koruyorsun.Çünkü “Hepsi aynı” diye konuşan bir bilgi var içeride. İlişki kısıtlar diyorsun. İlişkileri böyle tanımlıyorsun. Doğal olarak özgürlüğün sona ersin istemiyorsun. Farkında ol. Sonra tamam dikkat edebilirsin istediğin zaman. Hatta bana göre dikkat etme ki kök inançlarım sohbetlerde öyle kendiliğinden akıversin dışarıya. Ve bunu işte yine o zaman farket. Ama yine de sen bilirsin:)

Farkında olmak; çabasız, yumuşak, akıcı ve anlamlı.
Dikkat etmek; çaba gerektiren, sert, ani, katı ve durdurucu.

Yazılarım da işte bu yüzden hep farkında olmak üzerine.
O yazıyı okurken içinde dönen hikayeyi farkında olasın diye, sonra bir boşluk olsun ve orayı yeni bir seçimle doldurabilesin diye. Gerisi kolay.
Dilerim kolayca olsun🙏

Düşünsene 5 yıl sonrası için tüm bedeninde heyecanını, coşkusunu hissettiğin seçim yapmışsın, hedefler belirlemişsin.

İşte hayatın hazır.

Ve bugün ve bugünden sonra her gün ilmek ilmek örüyorsun orayı.

Her bir detayı ışıl ışıl. Çok güzel görünmüyor mu sence de?
Ve her adımda kendine yaklaşmak.
Yapabilirliğini, cesaretini, azmini , coşkunu görüyorsun.
Meğer coşku gerçekten kendi seçimlerinle oluyormuş.
Birileri dedi diye, birileri istedi diye değil.
Sadece kendin istedin diye.
Oh ya , emek vermek ne de güzelmiş böyle olunca.
Seni destekleyenlerle paylaşmak ne de güzelmiş.
Zamanını kendine kullanmak.
Ara ara durmak, sonra ilmeklere bakmak, bazen yöntem değiştirmek … Ama bilmek. Rotan belli. Sen dışında ne seni oradan vazgeçirebilir ki?

Kendin olmak cesareti ne de güzelmiş, asil, coşkulu, sıradışı.

Şimdi tam ordan , 5 yıl sonradan bugüne bakınca , burdaki seçen kişinin gücünü görmek , ” herşey o gün başlamıştı ” demek. Kendine ve diğerlerine ne müthiş bir ilham kaynağı.

Başlayalım mı o zaman yazmaya.

Kolaylıkla.

Burada daha çok işimiz var…

Görülecek yerler var daha.
Yaşanacak aşklar,
Okunacak kitaplar,
Tanışılacak yeni insanlar var.
Neşeli masalar,
Kurulacak hayaller var.
Ve onları gerçekleşmiş halleri var.
Yazılacak yazılar,
Dinlenecek sesler var. Müzik…
Dokunulacak kalpler,
Uyanmayı bekleyen insanlar.
Sesi olmamızı bekleyen çocuklar.
Dikilecek fidanlar var.
Her türlü emanete iyi bakmayı seçmek var gerçekten…
Yeşile, maviye, canlıya, cansıza.
Aşkla yaşamak var. Hakkını vere vere.

Elinin yetişebildiği kadar, kalbinin verebildiği kadar, ruhunu katabildiğin kadar. Hem kendine hem dünyaya.

Zaman değerli.
Daha çok işimiz var.

Değil mi?

” Ben bu konuyu çözdüğümü sanıyordum neden tekrar karşıma çıktı? ” dediğimiz yer var ya… Evet bugün ki konumuz bu olsun.

Bilinçaltı temizlemek, arınmak gibi konularla ilgili kendi düşüncem şudur ki; yaşanan ya da duyularak satın alınan hikayelerin nüksetmesi olabilir, yadırganacak bir durum yoktur. ( Burda görülmesi gereken de görülmemiş olabilir, hani sınav dediğimiz) Bu yüzdendir ki , koçlukta bağımlılık oluşturmayız ve kişi bir daha karşılaşma halinde nasıl başedebileceğini bir süreden sonra artık kendi bilir. Balık vermek değil, balık tutmayı öğretmek gibi.( Öğretmek kelimesi anlaşılsın diye kullanıldı , burdaki durum bizim hatırlatıcı ve kolaylaştırıcı olmamız)

Yani sen bir deneyimin içinden geçtin, bir çalışma yapıldı ve arındın. Bir süre sonra başka biri aynı deneyimden geçerken yanında olma halinde, bir arkadaşına tekrar uzun uzun anlatma haline girdiğinde ego seni yeniden ele geçirebilir ve o olayın ve ona bağlı duygunun içine çekebilir.  Tam da o sırada tetikte olarak eskisinden daha hafif bir şekilde nükseden duygunun içinden çıkabiliriz. Bu böyle olmak zorunda değil ama olursa diye oralarda temkinli olmak iyidir.

Arınma ömürlük, dönüşmek ömürlük. Andan büyük beklentilere girdiğimiz an ,yaşanan şeylere ve egoya büyük güç verip kendi şuanki gücümüzü unutabiliriz. Hep derim ya seçim andadır . Gücü elimize almayı er ya da geç hatırlamamız , en baştaki cümleyi söyleyip kendimizi yargılamaktan daha hafif ve eğlencelidir.

” Olumsuz izlerimizle ilgili, hafızamızda derin etkiler bırakmak için biraz bile olumsuz olmasının yeterli olacağını söyleyebilirim. Olumlu yaşanmışlıklar durumundaysa maalesef aynısı söz konusu değildir çünkü genetik olarak iyiden ziyade kötü haberlere dikkat etmeye ve bunları uzun süreli hatırlamaya yatkınız. Bunun sebebi hayatta kalmak için yolunda olana değil, tehlikelere dikkat etmenin daha önemli olmasıdır… Beynimiz hatalara ve eksikliklere dikkat etmeye uygun yapıdadır. Özellikle gölge çocuk modunda ( içimizdeki çocuğun , olumsuz dogmalarını ve buna bağlı üzüntü, öfke, korku, çaresizlik duygularını kapsayan tarafı ) bulunduğumuz zamanlarda , hata algımıza tamamen gömülmüş olmamız bunu etkileyebilir. Bu da üzücü olayları mutlu olanlardan neden daha kolay hatırladığımızın sebebidir.
Bu şekilde utanç verici bir durum için yıllar sonra da sanki dün gerçekleşmiş gibi utanabiliriz, oysa güzel bir anıya ait mutluluk nispeten daha çabuk yok olabilir. Bu genlerin çok olumsuz diğer yan etkisi de bir insanla yaşanan bir kötü deneyimin yüz tane olumluyu geçersiz kılabilmesidir.
Yani bir daha ki sefer bir arkadaşına sinirlendiğinde, kendini kızgınlığına daha fazla kaptırmadan bilinçli bir şekilde bu insanla ne kadar çok güzel şey de yaşadığını hatırla.”

Stefanie Stahl – İçindeki çocuk bir yuva bulmalı kitabından bir hatırlatma🍀