Etiket

ebeveynlik

Browsing
Böyle hissetmende yanlış olan bir şey yok.
Normal dedikleri şekilde duygularına izin vermende de yanlış olan birşey yok.
( Eğer birilerinin sınırlarına girmiyor, kendi duygundan onları sorumlu tutmuyor ve davranışların şiddet içermiyorsa)

Ama onlar sana;
” Saçmalama ” derler.
” Abartma istersen ” derler.
” Amma da duygusalsın , amma da ciddiye alıyorsun hayatı, amma da takıntılısın ” derler.
” Bi kendine gel, ne bu böyle dağıldın hemen ” derler.
” Bunda korkacak ne var şimdi? Sakin ol. ” derler.
” Ağlama, ağlanacak ne var bunda, bozma sinirlerimi ” derler.
” Bu kadar sevinecek ne var bunda, altı üstü… ” derler.
” Ne bu böyle görmemiş gibi, biraz ağır ol. ” derler.
Onlar derler.
Diyecek bir şey hep bulurlar.
Sadece konforsuz hissettiğin yerlerde değil, çok mutlu anlarında da yaparlar.
Çünkü hep diyecek bir şeyleri vardır yanlış kılmak için.
Hayatını,deneyimlerini, dirençlerini, zaaflarını, travmalarını, içinde olan biteni bilmeden, öyle, sadece derler. Kalıplara sokmaya çalışırlar, onlar da bir yerde bunu öğrenmişlerdir. Belki kendi yaralarına söylüyorlardır bunları. Tabi bu onların konusu, senin değil. Önemli olan sana söylenenlerin karşısında senin duruşun.

Sonra bir şekilde tanışırsak seninle bunları kendi sözlerinmiş gibi nasıl sahiplendiğini görürüm, kendini yargılarken duyarım seni.
” Abartıyorum değil mi, niye böyleyim? ”
” En sevmediğim yanım fazla hassas olmam. ” derken sen,orda elin ve alemin belki çok yakınlarının sözlerini duymuş olurum. Senin fikrin çıkmaz çoğu zaman. Birileri demiştir, sen öyle sanmışsındır ya da gerçekten öylesindir, ne var bunda?

Bir duyguyu ne dozda yaşadığın sadece seni ilgilendirir. Belki bir kaynağı vardır, belki sen böylesindir, belki burcunun etkisidir, belki o gün öyledir, belki hep böyledir.
Bu her neyse yanlış değil.
Yineliyorum 👉 ( Eğer birilerinin sınırlarına girmiyor, kendi duygundan onları sorumlu tutmuyorsan ve suistimal etmiyorsan )

Rahatsızsan bundan tabi ki üzerine çalış, destek al.
Ama sen memnunsan olan şey tamam.
Orda öyle kalabilir.
Yorduğunu anlarsan değiştirirsin zaten.
Ama bil, bunların hiçbiri kötü değil.

He varsa rahatsız olan, gidebilir.
İlla kalacaksa sınır koyabilirsin, bu ve benzer cümleler devam ederse durdurabilirsin.Etiketlenmeye son verebilirsin ve bu etiketi berbatmış gibi algılamaya.
Hem bu sözlerin kime ne faydası olmuş ki sana olsun?
Durdur.
Şiddeti sustur.
Bunun yapılmasına izin verme.
İzin verme.
Hayır .
Belki sadece tek kelime
Hayır.
Kendine bu zamana kadar neler yapılmasına izin verdin bilmiyorum ama bundan sonra dur diyebilirsin.
Hayır diyebilirsin.
Nasıl iyi geldiğini hissedebilirsin dilerim🙏
Kolaylıkla.
Not: Peki onlar kimler? Hepimiz, bir kaçımız, bazılarımız. Kendimize dönüp bakalım mı bugün? Acaba ben de diyor muyum böyle? Korkularını, kaygılarını, yaşama hallerini eleştiriyor muyum insanların? Anlamaya çalışıyor muyum ya da? … Birbirimize gerçekten daha özenli olmamız için neler mümkün?

” Sana hamile olduğumu duyduğumda yanlış bi’ zaman olduğunu düşündüm / anneliğe/ babalığa hazır değildim, o yüzden hiç istemedim / istemedik / aldırmak istedik / elimden gelen herşeyi yaptım yine de dünyaya geldin “

Sizin hikayenizde böyle bir bölüm var mı? Size birebir anlatılan ya da duyduğunuz?

Ebeveynleriniz bir çocuğun varlığına hazır değillerse, onlara göre yanlış zamanda olduysa , bunu dile getirdi ya da hissettiler ya da çeşitli müdahaleler düşündüler ya da yaptılarsa ve siz yine de dünyaya geldiyseniz,
Ve bunları bilerek ilerlediğiniz yolda hatırladığınız yerler için;
🔸Sürekli ebeveynleriniz tarafından kabul görmek için onları memnun etmeye çalışıyorsanız ( çünkü istemediler ve bir şekilde doğdunuz, onları bu karardan pişman etmemek için memnun etmeniz gerekir! )
🔸İlişkilerinizde bir şekilde ve sürekli olarak istenmeyen durumuna düşüyorsanız,
🔸Kabul görmediğinizi düşündüğünüz yerlerden kaçıyor ya da orda kalmak için sürekli kendinizi sevdirmeye çalışıyorsanız,
🔸Kabul gördüğünüz yerlerde de istenmeyen olmak için müthiş bir çaba sarfediyorsanız ( hikayeyi mutlaka aynı hale çevirme çabasıdır bu, alıp kabul edemeyiz bir türlü istenen olduğumuzu )
🔸Sadece ebeveynlerinizi değil herkesi sürekli memnun etme çabası içinde kendinizi buluyorsanız,
🔸Kendiniz olamıyor, içinizden geleni söyleyemiyor, sınırlarınızı koruyamıyorsanız,

o zaman bu ilk dünyaya geliş hikayenizi şifalandırmayı seçmeniz iyi bir yol olabilir.
İlk adım, bu zamana kadar neyi neden yaptığınızı farkında olmak. Bu farkındalık sizi hafifletecek.
Sonrası dönüşüm süreci.

Not:
Yukarıda tüm yazılanlar genelleme ve örneklendirmedir. Sevilme, kabul görme ihtiyaçlarınız , memnun etme çabanız varsa, kaynağında illa ki istenmeyen çocuk olma konusu çıkmayabilir. Bunların hepsi sadece ihtimal.
Gözlemleyin,farkedin ve dönüştürmeyi seçin diye.

Kolaylıkla.

Hayat sabit kalmıyor, değişiyor, dönüşüyor.
Sorular bazen hiç bilmediğimiz yerden geliyor.
Bazen de cevaplar.
Dünün derdi bugünün şükrü oluyor.
Bugün şükür ettiğimiz yarın derdimiz olabiliyor.

Bir şeyler oluyor da,
Olan herşey hayrımıza oluyor.
Bilsek ki böyle?
Olanı olduğu haliyle kabul etsek?
Anladım ki nefste değil sadece mertebe.
Hamdda, şükürde.
Derin bir nefeste.
Her şükürde daha derini keşfetmekte.

Ne çok hatırlatırım seni kendime, canım cümle:
” Senden gelen lütuf da hoş kahır da hoş.”
İdrake geçmemiz, düşüncelerin arasında ağırlaşırken bir anda herhangi bir cümleyle hafifliği hissetmemiz , olana olacağa gönüllü olmamız için neler mümkün?

Bazen olur ya,
İyi hissetmeyebilirsin.
Ya da acı çekiyor olabilirsin.
Saatlerce, günlerce…
Bazen bir şeyle herşeyi yıkabilir,
Bir şeyle herşeyin varmış gibi hissedebilirsin.
Bazen herşey üstüste gelir
Bazen hepsi aynı anda gider gibi olur.
Bazen bunalabilir
Nefes alamadığını hissedebilirsin.
Bazen hiç yataktan çıkmak istemeyebilir
Bazense uyumak istemeyecek kadar enerji dolabilirsin.
Bazen herşeyi bırakıp kaçmak isteyebilir,
Bazen olduğun yere köklenmenin yollarını arayabilirsin.
Bazen de köklenmekten hiç hazetmeyebilirsin:)
Bazen hiçbir yere ait hissetmeyebilir
Ömür boyu yuvayı arayabilirsin.
Bazen kendini dünya kadar bazen de kendini karınca kadar görebilirsin.
Hepsine yerin var.
Hepsine hakkın var.
Hepsine iznin var.
Kaçmaktan, korkmaktan daha hafif ona olana kapıyı açmak, buyur etmek.
Hatta bazen öyle seversin ki gitmesine izin vermek istemezsin. Sevgili gibi olur.
O zaman hatırla.
Bırakmaya da hakkın var.
Bunu tercih edebilirsin
Tutunmayı bırakabilirsin.
Yeni bir şeyi seçebilirsin.
Her gün, her an.
Değiştirebilirsin.
Vazgeçebilir, yenisini yapabilirsin.
Esne.
Koşmaya hakkın olduğu kadar, durmaya da hakkın var.
Esne.
İzin ver.
Herşey hareket halinde.
Hareket etmesine izin ver.
Yaşamanın daha kolay bir yolu var eminim.
Belki yollardan biri budur ne dersin?
Hakkın olduğunu bilmek, esnemek ve izin vermek.
🍀

Gün içinde kaç kez misafir oluyor bu kelime sana ?

Yetersizim.

Ve ne kadar büyüyor içinde ? Onunla birlikte hareket edemeyecek kadar mı? İçinde kaybolup üzerine çöken ağırlığı anlamayacak kadar mı?

Kocaman bir durdurucu kendisi. Ve farket ki bu öyle özel vakitler yaratıp gelmiyor. Şuan instagramda, facebookta, işte herhangi bir yerde takip ettiğin biri, bir arkadaşın , eşin , çocuğun birçok yerden tetikleniyor olabilirsin. Tetiklendiğini farkedebiliyor musun peki ? Sosyal medyada bu kadar vakit geçirirken hissettiğin şey hafiflik mi , ağırlık mı?
Akşam, dönüp güne bir baktığında , odağın eksik, yanlış, yetersiz olmalarında gezmişse daha çok , nerden başlayabilirsin buna bir bak olur mu? O kişiyi takip etmeyebilirsin bir süre ya da daimi. Yakın çevrenle ilişkilerinse konu, kendi sınırlarının üzerine çalışabilirsin. Hani bizim kimseyle işimiz yok ya, hani konu biziz ya, tetikleyicileri durdurmak da, oralarda mevcut olmamak da ( en azından duygunun yüksek volümü azalana kadar ) senin elinde. Yapabilirsin. Kendi kendinin sınırlarını zorlama bence:) ” Olduğum hal iyi, iyiyim , bu hal tamam ” dile yerleşirken hayatta da kendi şiddetine maruz bırakma kendini ❤ Dilerim .

Dünyada tek sen o işi yapacak olsan durum nasıl olurdu? Ya da tek sen çocuk yetiştiriyor olsan ? Yetersiz hissetmem için bir şeyleri / birilerini değerli, kendimi değersiz yapıyorum, bir şeyleri / birilerini büyük, kendimi küçük yapıyorum, bir şeyleri / birilerini doğru, kendimi yanlış yapıyorum. Sanırım böyle. Enazından bende uyandırdığı böyle.

Buralardan bakmak sende ne uyandıracak merak ediyorum.

Kolaylıkla.

Biraz seçim yapmaktan bahsedeyim istedim. Ve bunun öncesinde ihtiyacımız olan halden. İyilik halinden.

Yaşam enerjisi düşük, mutsuz , keyifsiz kaç kişinin seçim yaptığını ve bunlara ulaştığını gördünüz? Sanırım yoktur varsa da çok az olsa gerek. Bu benim ilginç bakış açım.

İstekleriniz gerçekleşsin istiyorsanız öncelikle frekansınızı yükseltmeye yönelin, daha enerjik uyanmak, gün içinde keyifli olmak ve yatarken de kendini iyi hissetmek. Yaşam enerjisinden ve kendi enerjinizden faydalanın. Bunun nasıl olacağıyla ilgili daha önceki postlarda bolca yazdım. Eğer hiçbiri cezbedici gelmediyse kendi rutininizi oluşturun sabahları ve akşamları en az 1 rutin kurun sizin enerjinizi artıracak.
” Bana ne iyi gelir ? ” Yani diğer isteklerinizden önce enerjinizi yükseltmek isteğiniz canlansın içinizde. İlk adım.

Ben bir şeyin hayatıma dahil olmasını istiyorsam – bu şeyin ne olduğu hiç mühim değil istek istektir – önce iyi ,enerjik, keyifli hissedebileyim ki sonra hayal kurayım, planlar yapayım, harekete geçeyim , dostlarımla ailemle bunları paylaşayım , heyecan duyayım değil mi? Bana böylesi olur geliyor.

Bolca bolca bolca hayatınıza neşeyi davet edin. Bu ” O ” kişi olmanıza izin verecek.
Önce olun ve sonra yapın.
Önce neşeli keyifli biri olmayı seçin ve sonra rutinlerinizle bunu destekleyin. Ol-mak ve yap-mak kısmına sonra uzun uzun değineceğim zaten yeniden.
Kendinizi daha zinde , keyifli, neşeli hissetmeniz için hangi enerji, alan , bilinç ve seçim olabilirsiniz ki hayallerinizden de öte istekleriniz hayatınıza kolaylıkla , neşeyle , ihtişamla aksın ?

Kolaylıkla.

Korkunun kaybolmasına enerjimi harcamak yerine ona bakış açımı değiştirmeyi seçsem hayatım nasıl olurdu?

Korkuyu korkunç kılmak yerine normal, olabilir kılmak.

Çünkü insan korkabilir. Bu duygu dünyaya eklendiyse bir sebebi vardır . Yani yaşam kalitemi düşürmüyor , yaşam mücadelesi haline gelmiyor ve iyilik halimi genel anlamda devam ettirebiliyorsam , o yanımda kalabilir. Hatta bazı yerlerde varlığı doğru yolda olduğumu gösterebilir seçimlerimde.
Kaybetme korkusu da son zamanlarda korkuların içinden bolca duyduğum. İnsan dostunun desteğini kaybetmekten korkabilir değil mi? Ailesinin ölümünden de korkabilir, evladına birşey olmasından da , sevgilisini kaybetmekten de , işini değiştirirken de korku duyabilir. Ne kadar insani değil mi? Tekrar ediyorum. Bu hal yaşam kalitemi yüksek oranda etkilemiyorsa öyle normal ki. Kendimizi anormal , yanlış , berbat kılmak için en çok kullandığımız kelime kendisi. Bazen de adım atmamak için sağlam bir kılıf:)
Bunlar hep ego oyunları:) Korkunun bize bir bakış açısı yok da bizim ona karşı ne çok bakış açımız var…

E bu normalse , şimdi gücümü elime alıp onun elini kendim tutabilirim. Sırtımı dönmek ve karşıma almak yerine yanıma alabilirim.
Normalim. İnsanım. Hepsi gelir, hepsi geçer. Gelir , bekler, geçer gider. Bazen kalır, uzun kalırsa yüzüne bakabilirim. Destek de alabilirim.
Bu da normal.
Şimdi buralara bakıp ne ölçüde etkiliyor, oyunu ben mi yaratıyorum yoksa eşlik etmesine izin mi vermiyorum diye bir bakalım mı?
Kolaylık olsun diye tüm yazdıklarım. Zor yollarını hepimiz az çok biliyoruz değil mi?

Alice Miller diyor ki ;
“Yıllarca kendi çocukluk öykümün üzerindeki örtüyü tümüyle kaldırabilmenin yollarını aradım ve sonraları bunun ulaşılması olanaksız bir hedef olduğunu kavradım. Bu ‘herşeyi çözme’ saplantısından vazgeçtikten sonra önümde yepyeni yollar açıldığını ve yeni perspektiflerin belirdiğini gördüm. “

Kişisel gelişime merak salıp da bu saplantıya düşmeyen de ne bileyim:)))

” Sanki oralar dönüşünce işte ancak o zaman bugünüm dönüşür ” diyorsunuz değil mi bazen?
” Ah bi’ bulsam o anıyı, işte siz beni o zaman görün:) “

Hatırlatıcı olayım o zaman.
Hepsi yaşandı, biliyorum.
Bugünümüzde bir yerlerde engel de teşkil ediyor olabilir, görüyorum, farkında olarak ya da olmayarak.
Fakat her gün her gün sadece buna odaklanıp , o günleri canlı tutmak için yoğun enerji harcamak, o günde yaşamaktır.
Zaten zihin hatırlatmaya meraklı, ya bir de biz güç verirsek…
Hatırlayın, odağınızı nereye verirseniz orayı besler, büyütürsünüz.

Soru sorun;
Bugünümü ve yarınımı büyütecek, besleyecek hangi seçimin kendisi olabilirim?

Nerdeyse hiçbir seans yok ki geçmişe dokunmayalım. Bu bazen kolaylaştırıcı. Bu bazen anahtar. Bazen bir düğümün çözülmesi.
Ama geçmişinizin her bir yeri değil.
Dün de geçmişti. Bir an öncemiz de geçmiş.
Buralar bitmeeeez inanın bana:)

Bi’ bıraksam geçmişin yakasını,
zorluyorsa destek alsam,
acı çekme halini uzatıp durmasam
Enerjimi bugünüme kullansam
Nasıl olurdu ki?

Yine gelir mi geçmiş peşimden , gelir.
Ben yaşadığım sürece o gelir.
Ve ben onunla birlikte yürümenin yollarını öğrenebilirim.
Yeter ki hatırlatayım kendime.
“Bugün yeni birşeyi seçebilirim.
Yeni şeyler söyleyebilirim.
Eskisi gibi olmak zorunda değil.”
Yaşananlara duyduğum saygı kadar , bugünüme de saygı duyabilirim.
Yeter ki isteyeyim🙏
Değil mi?

Bu zamandan oraya baktığımda gördüğüm;
eğer kişisel gelişime merak saldığım o ilk yıllarda bazılarına göre içsel rehberlik – ego, bazılarına göre zihin – kalp sesi , bazılarına göre algı – bakış açısı denilen kavramların önemini bilseydim sadece buna kanalize olurmuşum.
Hayatı nasıl kolaylaştırdığını idrake geçince anlıyormuş insan. İdrak zamanım bu zamansa baştaki ‘eğer’ i attım çöpe:)

O yüzden ki, seanslarda hep şu sorular vazgeçilmezdir benim için:
” O iş senin hayatına katkı mı? Aklına gelen ilk cevap? “
” İlişkinde mutlu musun? Aklına gelen ilk cevap? “
” O kişiyle çalışmak istiyor musun? Aklına gelen ilk cevap? “

Aklına gelen diye sorarım da aslında o algına gelendir ama öyle desem karışır diye kolaylaştırırım🍀
O ilk gelen kelimeden sonrası işte bakış açılarımız kısmı.
” evet ama…. ” ” Hayır ama… “

Bir de şu olur . ” Bilmem birşey gelmedi aklıma . ” Ya da uzun bekleyişten sonra gelen cevaplar var.
Hiç tutunmadığım , hafif olduğuna inanmadığım ve bu yüzden de orada ne varsa konunun her yerine temas edip tekrar aynı soruyu sorduğum yerler.

Cevap ne olursa olsun, sorumluluk almayı gerektirdiği için, verilen cevaptan sonraki seçim , işte tam orası kişinim kendi gücünü ortaya çıkarır. Hala orda kalmaya devam edecek mi? Yoksa cevaba güvenip özgürleşecek mi???

Eski sayfamda bu konuyu anlamak üzerine bir yazı yazmıştım, ne zaman denk gelirse o zaman paylaşacağım blogda .
Bulamazsam yeniden yazmayı da seçerim eminim.
Bu konu hem çok eğlenceli, hem hafif, hem kolaylaştırıcı , hem de aydınlatıcı.

Rinpoche’ nin dediği gibi zihnin durulma yollarını araştırabilir ve sonra asıl cevaba ulaşabilir ya da o devreye girmeden gelen cevaba güvenmeyi seçebilirsiniz.
Hepsi aynı yola çıkan farklı araçlar.
Hepsi bizim kolaylaştırıcımız.
Neyi seçerseniz o🙏

Bu sabah beni kendi içine çeken bir röportaja denk geldim. Blogumda kayıtlı kalması hepimize katkı olacak gibi hissediyorum.

Milliyet gazetesi yazarı sevgili Buket Aydın’ın , anne babalara koçluk yapan sevgili Tevhide Güzel ile yaptığı röportajın ihtiyacımız olan kısmı…

Yeni doğan bir bebeğin en büyük ihtiyacı nedir?

Yeni doğan bebeğin öncelikle düzene ihtiyacı vardır. 

-Anneler en çok hangi konuda zorlanıyor?

Annelerin en çok zorlandığı konu beslenme, uyku ve davranış. Anne sadece uyku problemi diyor. Benim dikkatimi davranış ve beslenme bozukluğu çekiyor. Birçok defa bu sorun çözüldüğünde uyku da kendiliğinden çözülüyor. Benim için de en keyifli çalışma bu oluyor.

-Türk bebekleri ve yabancıların bebekleri gibi bir ayrım yapılır zaman zaman şakayla karışık.  Neden Türk bebekleri daha çok ağlayıp, sızlanıyor gibi görünüyor sizce?

Türk bebeği ile yabancı bebek arasında en belirgin ve ayırt edici özellik Türk ebeveynin aşırı korumacılığı aslında. Bebeğine şu mesajı veriyor “Sen yapamasın, senin yerine ben yaparım”. Veya büyüklerin “Aman ağlamasın”, “Şu çocuğu ağlatacak ne var? İstediğini ver!” gibi yargılayıcı yaklaşımı. Sonrasını düşünmeden anlık çözümler ve konuşarak sorunu çözmek yerine, susup susup patlamak!
Türk ebeveynin diğer özelliği sevgi ile saygıyı çok zaman karıştırması. Eğer çocuk bağırıyorsa ebeveynine “Beni görün” diyordur. Çocuk hem sevilecek hem saygı duyulacak hem de görülecek bir varlık, bunu unutmamak lazım. 

– “Terrible twos horrible threes” yani 2 ve 3 yaş sendromu eskiden çok bilinen bir şey değildi. Bu şimdiki bebeklere mi özgü?

Eğer bebek ile doğru iletişim kurmadıysanız her dönemi zordur.
0-12 ay bebek bilinçdışı yaşar. Bu dönemde bebek doğa gibidir. Eğer onun ihtiyacı olan düzeni kuramadıysanız bu dönem de zordur. 1 yaşından itibaren bilinç dönemi başlar. Bu dönemde 1-3 yaş bebeğin düşünce yapısı ile yetişkinin düşünce yapısı çok farklıdır. Eğer ebeveyn bunun farkında değilse işte o zaman “ Terrible twos horrible threes” yaşar. Eğer ebeveyn bebeğine gereğinden fazla sorumluluk, sorumsuzluk yüklüyor veya yargılayıcı yaklaşıyorsa bu dönemi kriz olarak yaşarlar. 
Ebeveynlerim ile yaptığım çalışmada eğer bebeğinizin 1-3 yaşını anlayış ile geçirdiyseniz, çocuğunuzun ergenlik dönemini de rahat geçirirsiniz! Ve “Lütfen bebeğinizin yaşam koçu siz olun” derim. 
Bir çocuğun uyku, beslenme, oyun koçu birdir ve o kişi anne-babasıdır. 

-Bazı çocuklar inatla, ne yaparsan yap uyumuyor. Bu huy mu, çocuğun uyutulma tarzıyla ilgili bir hata mı?

Çok güzel bir soru! Aynen birçok anne böyle yaklaşıyor. Kesin yargıyla, etiketle “Bu çocuk inatçı” “Bu çocuk uyumaz”  diyor. Ve çocuk bu dünyaya koşulsuz anne-baba sevgisiyle geldiği için de doğal olarak itaat ediyor. Ebeveynini mutlu etmek ve haklı çıkarmak için uyumuyor ve hatta yemek yemiyor! Halbuki çocuğun varoluşunda kendi kendine uyuma, yemek yeme, hareket etme yeteneği vardır. Bir ebeveyn yargı şapkasını bir kenara bırakıp “Bebeğime nasıl yardımcı olurum?” yaklaşımı ile gelirse işi çok kolaylaşır. Eğer bir ebeveyn “Bu çocuk neden uyumuyor?” yaklaşımı içinde olursa çatışma içinde olur. 

Çocuklarda zaman farklı çalışır ve her çocuğun iç saati hemen hemen aynıdır. Tabii ki uyku süreleri her bebeğe göre değişir. Kimi bebek uzun uyur kimi bebek kısa uyku ile yetinir. 

– Bir bebek neden ağlar? Gerçekten ağlayan bebeği yalnız bırakmak, onunla ilgilenmemek çözüm müdür?

Ağlamak bebeğin iletişim yoludur. Bebek ağlıyorsa konuşuyor demektir. Ve ağlarken beden hareketlerini de katar. Bebek doğduğu an itibariyle kendini anne-babasının bedeninde sakinleştirmeyi öğrenir. Eğer anne sakinse ki çok anne sakin olduğunu söylese de, bebek bilinçdışı yaşadığı için annesinin öfkesini, kızgınlığını, endişesini hepsini çeker. Böyle bir bebeğin sakinleşmesini bekleyemezsiniz. Belki anne çok sakin duruyor olabilir ama kendisinin dahi farkında olmadığı ruh halini bebek çeker ve ağlar. O sebepten annelere “Derin nefes alıp, verin hatta meditasyon yapın” derim. Bebeğe en iyi gelen şey annenin nefes alıp vermesidir. Ağlayan bebeği yalnız bırakmak kadar yıkıcı bir şey yok! Bir bebeği ağlarken yalnız bırakmak, bebeğe dokunmamak, var oluşunu yok saymaktır. Bebek özellikle belirsiz ağladığında annenin sadece bebeğini kucağında tutması veya sessizce “buradayım, seninleyim” hissini dokunarak, temas ile vermesi yeterlidir.

“Disiplin özgürlüktür, değerli bir armağandır”

-Disiplin gaddarlık gibi geliyor ailelere ama sınırların bebek doğar doğmaz çizilmesi gerekiyor. Doğru mu?

Kesinlikle doğru bebek sınırlar içinde kendini güvende hisseder ve en önemlisi sevildiğini bilir. Disiplin özgürlüktür. Daha önce de belirttiğim gibi; çocuğun beyin yapısı ile yetişkininki farklı. Çocuk “Sağlam sınırım var ve ben seviliyorum” der. Ne yazık ki ebeveynler sınırı zorbalık ve çocuğun özgürlüğünü elinden almak olarak değerlendiriyor. Disiplin bir çocuğa sunulan değerli bir armağandır. Disiplin saygıdır. Çocuğun alanıdır

-Çocuk yemek yesin diye tabletten çizgi film açmak ne kadar doğru? 

Bir bebeğin kendi kendine yemek yemesi onun yeteneğini ve farkındalığını yükseltir. Yediği gıdanın bedeniyle uyumlanması ve bilinçli olarak ne yediğini bilmesi için yemeğe dokunması ve bağ kurması ile gerçekleşir. Bir şeyler izleterek yemek yedirmek o kişiye “Sen beceriksizsin! Yapamazsın!” hissini verdirir ve bir süre sonra bebek de keşfetmeyi, yaratıcılığını kullanmayı bırakır. Monotonlaşır! Çocuk sahip olduğu neşe ve mutluluk gibi değerleri duyumsamaz. Gerçek farkındalıkla yemek yemek mutluluktur. Sizce hangisi daha kıymetli? Bir kase çorbayı mideye dökmek mi? Yoksa yarım kase çorbayı farkındalıkla yemek mi?

 “Bebeğe 0-3 ay kesinlikle kucak gerek ”

-Bebeğinizi kucağınıza almaktan çekinmeyin diyorsunuz ama bize tam tersi söylenir hep…

Bebeğe 0-3 ay kesinlikle kucak gerekir çünkü bebeğin sinir sistemi kucakta gelişir. Tabii ki 24 saat kucağınızda taşıyın demiyorum ama beslenme sırasında ve ağlıyorsa kucağınıza alın, coşkulu alın lütfen! Kucağa alışır korkusuyla aldığınızda bunu bebek de hisseder. Ve bu bir bebek için çok acı bir duygu olmalı!

-Saçını süpürge etmeden de rahatça çocuk yetiştirmek mümkün mü?

Evinizdeki bir çiçeğe bile emek veriyorsunuz. Onun ihtiyacına göre suluyorsunuz, aldığı güneşe dikkat ediyorsunuz, gerektiğinde toprağını, saksısını değiştiriyorsunuz. Bir insan yetiştirmek elbette emek işi, yeri geldiğinde fedakarlık da gerektirir. Bebeklerin mizaçları farklıdır. Ancak bebeğin mizacı dışında büyük bir etken var burada. Çocuk büyütmek herkesin kendi yolculuğu aslında… Tamamen aynı özelliklerde iki çocuk hayal edelim ve bu çocukların anneleri de tamamen aynı emeği vermiş olsun. Bir anne “Saçımı süpürge ettim, kendi hayatımdan vazgeçtim” derken diğeri verdiği emek için mutlu olabilir, yaptığı fedakârlıklar onu mutlu edebilir. Biz hayata nasıl bakıyoruz, nasıl yaşıyoruz bu da önemli bir nokta.

……

Ne güzel aktarmış değil mi ? Katılan , katılmayan olacaktır eminim. Bil bilen böyle diyor , deneyimler farklı olabiliyor.

Şifa olsun, katkı olsun.

Sevgilerle,