Etiket

enerji

Browsing

“Huzurlu ve mutlu panda”
Bu kitabın sonunda diyor ki:
” Derin bir nefes al. Üzerine yağmur gibi cesaret ve güven yağdığını hayal et. İyice konsantre olup bu cesaret ve güven yağmurunun her yanını sardığını düşün. “

Yani daha güzel bir olumlama varsa ortaya çıksın hemen:) Düşünsenize her yanınızda güveni hissettiğinizi…Ne kadar muazzam değil mi?
Çoğu adımımızın önündeki engel bu değil mi? Güven içinde olsaydık, neye elimizi uzakmaktan, seçmekten, vazgeçmekten korkardık ki? O zaman cesur olmak daha kolay olmaz mıydı?

Neredeyse her gün okutuyor bu kitabı bana. O burada ne hissediyor bilmiyorum ama bana her gün bunu sesli okumak iyi geliyor:)

Bir çocuğun en büyük ihtiyaçlarından güven ve koşulsuz sevgi. Güven ihtiyacını çocukken ebeveynlerimizden ya da bakımımızdan sorumlu kişilerden karşılıyorken ( dilerim her bebek için karşılansın ) , yetişkinliğimizde bu konuda ne yapacağız?
Hele bir de çocukken karşılanmadıysa bununla ne yapacağız?
Bir çok çalışma var ki, bu güven hissini bedene tanımlatan.
Sinir sisteminin savaş-kaç-don tepkilerinin ötesine geçiren.
Sinir sistemi üzerine çalışmak en hafifi.
Yoksa her an diken üstünde…Her an arkada olan bitene yargılar halde…Bir adım gidememek.
Öğrenilebilir.
İlerle.
Bak oralar da güvenli.
İleriye bak.
Şu ana bak.
Burada güvendesin.
Hayattasın.
Sadece bildiğin hikayeler güvenli geliyor biliyorum, bilinmezlik korkutuyor.
Ama değil.
Bu bir yalan.
Bunun ötesi var.
Rahat bir nefes almak var.
Sırtını ” oh be ” diye yaslamak var.
Yeni şeyler yazmak var.
Ve güvenle ilerlemek var.
Bunu gerçekten istiyor musun?
Buna cesaretin var mı?

Ne çok ” dikkat et ” dediğimizi farkında mıyız, özellikle çocuklara?
Peki ya ” farkında ol ” deseydik acaba nasıl olurdu?
Farkında olmadan neye dikkat edeceğimizi nasıl bilebiliriz ?
Mesela diyelim ki çok şikayet eden biriyim.
Buna dikkat etmem için önce farkında olmam gerekmez mi?
” Aa öyle mi hiç farkında değilim bu kadar şikayet ettiğimi… “
Burası.
Sonrasını izleyelim işte…
Ya da diyorum ki “nefesi burnumdan almaya dikkat ediyorum. “
Bunun bir adım öncesi, önceleri nefesi ağzımdan aldığımı farkında olmam değil mi?
Gün içinde birkaç kez dursam ve baksam; nefesim nasıl, ağızdan mı burundan mı, karından mı göğüsten mi , sığ mı derin mi? Farkında oldum. Sonra ideal forma getirebilirim. Burnuma yönelebilirim. Dikkat etmeme gerek kalmaz. Farkında oldukça, oldukça değişir.
Ya da diyelim ki; ” Olumsuz kelimeler kullanmamaya dikkat ediyorum. “
Dış seste dilediğim kadar kullanmayayım, içeride olumsuz kelimeler dans ediyorsa , bunu farkında olmazsam, bu gerçekten değişim yaratır mı?

– Neden bir ilişkim yok, o kadar da dikkat ediyorum ilişkiler hakkında iyi düşünmeye, konuşmaya. Haketme olumlaması yapıyorum sürekli.
– Peki sence ilişki ne demek?
Peki erkek / kadın ne demek?
– İlişki yük / fazla sorumluluk / özgürlüğüm gider / erkekler/kadınlar aldatır, güvenilmez,bencil….
👉 İşte burası. Kendini korumaya çalıştığını farkında ol, aldatılmaktan, kandırılmaktan koruyorsun.Çünkü “Hepsi aynı” diye konuşan bir bilgi var içeride. İlişki kısıtlar diyorsun. İlişkileri böyle tanımlıyorsun. Doğal olarak özgürlüğün sona ersin istemiyorsun. Farkında ol. Sonra tamam dikkat edebilirsin istediğin zaman. Hatta bana göre dikkat etme ki kök inançlarım sohbetlerde öyle kendiliğinden akıversin dışarıya. Ve bunu işte yine o zaman farket. Ama yine de sen bilirsin:)

Farkında olmak; çabasız, yumuşak, akıcı ve anlamlı.
Dikkat etmek; çaba gerektiren, sert, ani, katı ve durdurucu.

Yazılarım da işte bu yüzden hep farkında olmak üzerine.
O yazıyı okurken içinde dönen hikayeyi farkında olasın diye, sonra bir boşluk olsun ve orayı yeni bir seçimle doldurabilesin diye. Gerisi kolay.
Dilerim kolayca olsun🙏

Düşünsene 5 yıl sonrası için tüm bedeninde heyecanını, coşkusunu hissettiğin seçim yapmışsın, hedefler belirlemişsin.

İşte hayatın hazır.

Ve bugün ve bugünden sonra her gün ilmek ilmek örüyorsun orayı.

Her bir detayı ışıl ışıl. Çok güzel görünmüyor mu sence de?
Ve her adımda kendine yaklaşmak.
Yapabilirliğini, cesaretini, azmini , coşkunu görüyorsun.
Meğer coşku gerçekten kendi seçimlerinle oluyormuş.
Birileri dedi diye, birileri istedi diye değil.
Sadece kendin istedin diye.
Oh ya , emek vermek ne de güzelmiş böyle olunca.
Seni destekleyenlerle paylaşmak ne de güzelmiş.
Zamanını kendine kullanmak.
Ara ara durmak, sonra ilmeklere bakmak, bazen yöntem değiştirmek … Ama bilmek. Rotan belli. Sen dışında ne seni oradan vazgeçirebilir ki?

Kendin olmak cesareti ne de güzelmiş, asil, coşkulu, sıradışı.

Şimdi tam ordan , 5 yıl sonradan bugüne bakınca , burdaki seçen kişinin gücünü görmek , ” herşey o gün başlamıştı ” demek. Kendine ve diğerlerine ne müthiş bir ilham kaynağı.

Başlayalım mı o zaman yazmaya.

Kolaylıkla.

” Ben bu konuyu çözdüğümü sanıyordum neden tekrar karşıma çıktı? ” dediğimiz yer var ya… Evet bugün ki konumuz bu olsun.

Bilinçaltı temizlemek, arınmak gibi konularla ilgili kendi düşüncem şudur ki; yaşanan ya da duyularak satın alınan hikayelerin nüksetmesi olabilir, yadırganacak bir durum yoktur. ( Burda görülmesi gereken de görülmemiş olabilir, hani sınav dediğimiz) Bu yüzdendir ki , koçlukta bağımlılık oluşturmayız ve kişi bir daha karşılaşma halinde nasıl başedebileceğini bir süreden sonra artık kendi bilir. Balık vermek değil, balık tutmayı öğretmek gibi.( Öğretmek kelimesi anlaşılsın diye kullanıldı , burdaki durum bizim hatırlatıcı ve kolaylaştırıcı olmamız)

Yani sen bir deneyimin içinden geçtin, bir çalışma yapıldı ve arındın. Bir süre sonra başka biri aynı deneyimden geçerken yanında olma halinde, bir arkadaşına tekrar uzun uzun anlatma haline girdiğinde ego seni yeniden ele geçirebilir ve o olayın ve ona bağlı duygunun içine çekebilir.  Tam da o sırada tetikte olarak eskisinden daha hafif bir şekilde nükseden duygunun içinden çıkabiliriz. Bu böyle olmak zorunda değil ama olursa diye oralarda temkinli olmak iyidir.

Arınma ömürlük, dönüşmek ömürlük. Andan büyük beklentilere girdiğimiz an ,yaşanan şeylere ve egoya büyük güç verip kendi şuanki gücümüzü unutabiliriz. Hep derim ya seçim andadır . Gücü elimize almayı er ya da geç hatırlamamız , en baştaki cümleyi söyleyip kendimizi yargılamaktan daha hafif ve eğlencelidir.

Böyle hissetmende yanlış olan bir şey yok.
Normal dedikleri şekilde duygularına izin vermende de yanlış olan birşey yok.
( Eğer birilerinin sınırlarına girmiyor, kendi duygundan onları sorumlu tutmuyor ve davranışların şiddet içermiyorsa)

Ama onlar sana;
” Saçmalama ” derler.
” Abartma istersen ” derler.
” Amma da duygusalsın , amma da ciddiye alıyorsun hayatı, amma da takıntılısın ” derler.
” Bi kendine gel, ne bu böyle dağıldın hemen ” derler.
” Bunda korkacak ne var şimdi? Sakin ol. ” derler.
” Ağlama, ağlanacak ne var bunda, bozma sinirlerimi ” derler.
” Bu kadar sevinecek ne var bunda, altı üstü… ” derler.
” Ne bu böyle görmemiş gibi, biraz ağır ol. ” derler.
Onlar derler.
Diyecek bir şey hep bulurlar.
Sadece konforsuz hissettiğin yerlerde değil, çok mutlu anlarında da yaparlar.
Çünkü hep diyecek bir şeyleri vardır yanlış kılmak için.
Hayatını,deneyimlerini, dirençlerini, zaaflarını, travmalarını, içinde olan biteni bilmeden, öyle, sadece derler. Kalıplara sokmaya çalışırlar, onlar da bir yerde bunu öğrenmişlerdir. Belki kendi yaralarına söylüyorlardır bunları. Tabi bu onların konusu, senin değil. Önemli olan sana söylenenlerin karşısında senin duruşun.

Sonra bir şekilde tanışırsak seninle bunları kendi sözlerinmiş gibi nasıl sahiplendiğini görürüm, kendini yargılarken duyarım seni.
” Abartıyorum değil mi, niye böyleyim? ”
” En sevmediğim yanım fazla hassas olmam. ” derken sen,orda elin ve alemin belki çok yakınlarının sözlerini duymuş olurum. Senin fikrin çıkmaz çoğu zaman. Birileri demiştir, sen öyle sanmışsındır ya da gerçekten öylesindir, ne var bunda?

Bir duyguyu ne dozda yaşadığın sadece seni ilgilendirir. Belki bir kaynağı vardır, belki sen böylesindir, belki burcunun etkisidir, belki o gün öyledir, belki hep böyledir.
Bu her neyse yanlış değil.
Yineliyorum 👉 ( Eğer birilerinin sınırlarına girmiyor, kendi duygundan onları sorumlu tutmuyorsan ve suistimal etmiyorsan )

Rahatsızsan bundan tabi ki üzerine çalış, destek al.
Ama sen memnunsan olan şey tamam.
Orda öyle kalabilir.
Yorduğunu anlarsan değiştirirsin zaten.
Ama bil, bunların hiçbiri kötü değil.

He varsa rahatsız olan, gidebilir.
İlla kalacaksa sınır koyabilirsin, bu ve benzer cümleler devam ederse durdurabilirsin.Etiketlenmeye son verebilirsin ve bu etiketi berbatmış gibi algılamaya.
Hem bu sözlerin kime ne faydası olmuş ki sana olsun?
Durdur.
Şiddeti sustur.
Bunun yapılmasına izin verme.
İzin verme.
Hayır .
Belki sadece tek kelime
Hayır.
Kendine bu zamana kadar neler yapılmasına izin verdin bilmiyorum ama bundan sonra dur diyebilirsin.
Hayır diyebilirsin.
Nasıl iyi geldiğini hissedebilirsin dilerim🙏
Kolaylıkla.
Not: Peki onlar kimler? Hepimiz, bir kaçımız, bazılarımız. Kendimize dönüp bakalım mı bugün? Acaba ben de diyor muyum böyle? Korkularını, kaygılarını, yaşama hallerini eleştiriyor muyum insanların? Anlamaya çalışıyor muyum ya da? … Birbirimize gerçekten daha özenli olmamız için neler mümkün?

Hayat sabit kalmıyor, değişiyor, dönüşüyor.
Sorular bazen hiç bilmediğimiz yerden geliyor.
Bazen de cevaplar.
Dünün derdi bugünün şükrü oluyor.
Bugün şükür ettiğimiz yarın derdimiz olabiliyor.

Bir şeyler oluyor da,
Olan herşey hayrımıza oluyor.
Bilsek ki böyle?
Olanı olduğu haliyle kabul etsek?
Anladım ki nefste değil sadece mertebe.
Hamdda, şükürde.
Derin bir nefeste.
Her şükürde daha derini keşfetmekte.

Ne çok hatırlatırım seni kendime, canım cümle:
” Senden gelen lütuf da hoş kahır da hoş.”
İdrake geçmemiz, düşüncelerin arasında ağırlaşırken bir anda herhangi bir cümleyle hafifliği hissetmemiz , olana olacağa gönüllü olmamız için neler mümkün?

İsteklerine dair motivasyonunu kaybettiğin her an hatırlat kendine bu yolu neden seçtiğini. Güçlü nedenini hep hatırlat.
Ve sor kendine: ” Eğer gerçekleşirse en iyi ihtimalle hayatım nasıl olur, ben kim olurum? ”
Gözlerini kapatıp hayaline gir, duygusuna.
Kim olurum kısmındaki kendini izle. Nasılsın?
Odaklan buraya.
Her seferinde.
Hiç pes etmeden.
Bak oraya.
Besle.
Sahi nasıl olur?

İsteğine dair kaygılandığın anda ise tek bir soru sor kendine:
” Gerçekleşmezse en kötü ihtimalle ne olur, korkum ne? “
Canlandır bunu.
Gerekirse yaz.
Sesli anlat.
Belki dakikalar yetecek.
Belki bir tam gün geçecek.
Belki bir kaç zaman.
Tam olarak gir o alana.
En kötü ne olur?
” Oh be ” yerine gelene kadar, bağımlılığın yokolduğunu hissedene kadar, isteklerinden ibaret olmadığını algılayana kadar, özgürleşene kadar, yani tüm hayati kılmaları bırakana kadar, bulunduğun yerin içinde birkaç iyi şey bulana kadar, burası da iyi diyene kadar devam et.
✔ Canlandırırken bunu, hafiflik şimdide olmayabilir, yarını, 1 ay sonrasını, 1 yıl sonrasını, 5 yıl sonrasını da hesaba kat.
Bir an / zaman gelecek, hafiflik orda yakalayacak seni.
Orayı bulana kadar en kötü kısmını düşün ve bitir.

✔ En iyi ihtimali istediğin her an, en kötü ihtimali ise sadece bir kez canlandıracaksın unutma.
Çünkü sürekli en kötü ihtimali kabul etmekten bahsedersen kendine ya da diğerlerine egonun oyununa girmiş olursun. İsteğine yolculukta kurban rolüne giriş hali bu, yüzünü sürekli oraya dönmüş bir hal, ” kabus değilse en kötüsü e o zaman o olsun ” gibi bir yerden ego seni şuan bulunduğun yerde tutmak istiyor bilesin.
✔ Ve bu çalışmayı yaparken korkma. Kötüyü çağırmıyorsun:)
Korkunun yüzüne bakıyorsun, onunla tanışıyorsun. Gerçekten o kadar korkunç mu diye tartıyorsun.
Bu kadar.
✔ Biz en iyi ihtimali bazen hiç düşünmediğimiz için,bazen en kötü ihtimali hiç düşünmediğimiz için, bazen en kötü ihtimali hep düşündüğümüz için karışırız.
Bu karışıklıktan çıkabilirsin.
Her isteğin, dileğin için,
İstersen dene.
Sadece dene.
Dilerim sana da hafiflik getirir.
🙏🙏

Tam ezberleri değiştirmek üzereyim,
tam o işte bu sefer yine aynı olmayı bırakıyorum, hikaye evriliyor ” dediğim yerdeyim.
Eşiğe yaklaştım.
Bir de baktım, minik adımlarla gelen korku dağ olmuş.
Değişimin ayak seslerinden çok daha güçlü geliyor.
Çünkü ilk kez kendimi şaşırtacağım,
ilk kez böyle bilinmeyene açacağım kendimi,
ilk kez özgürlüğü ilan edeceğim,
ilk kez suçluluk hissetmeyi kapının ardına koyacağım,
ilk kez varlığımın gücünü anlayacağım.
Ama o da ne!!!
Ayak sesleri daha da yükseliyor korkunun.
Aynı yerde kalmak için bahaneler üretiyor bu sefer:
” Ama şu da var, bu da var.
Bak son dakika n’oldu? “
Ah işte tam da istediğim buydu değil mi?👍
Geldi mi kapıma haklı! gerekçeler?
Oh be.
Korkmama gerek yok artık.
Aynı yerde kalabilirim.
Köprüyü geçmek , ölüm kalımdı çünkü bilinçdışım için.
Ve şimdi varlığımdan çok daha güçlü kıldım onu.
İzin de verdim.
Ve artık güvende…Bildiği yerde…

🍀Onu ikna edebilir miyim buralarda?
Tam değişimin kapısındayken ” hadi bi’ cesaret ” diyebilir miyim kendime?
Şimdi ya da biraz sonra.
Hikayeyi değiştirebilir miyim?
Bunu gerçekten istiyor muyum?
Eskiyi bırakmayı gerçekten istiyor muyum?

Hadi bi’ cesaret.
Olabilirim, yapabilirim.
Olabilirsin, yapabilirsin.

Kolaylıkla🙏

Her güne bitirirken bağ keserek özgürleşmemizin ardından her yeni günde kendimizi koruma altına alabiliriz.
Dua, imgeleme, enerji beden üzerine yapılacak uygulamalarla bunu sağlayabiliriz.

Güne başlarken şöyle diyebilirsiniz:
” Bugün dışarıdan gelen tüm negatif etkilere kendimi kapatıyorum.
Kendi enerji alanımı korumaya niyet ediyorum. ”

Dilerseniz şöyle yapabilirsiniz ( özellikle evden çıkarken de uygulayın ) :
Göbek deliğinizden başlayarak, çeneniz ( dudak altınızı baz alın ) arasındaki hat üzerinde fermuar çekermiş gibi elinizle 3 kez tarama yaparak yukarıda yazan niyeti tekrarlayabilirsiniz.

Evden çıkarken, bir ortama , toplantıya, görüşmeye girerken de şunu deneyebilirsiniz:
Göbek deliğinizin üzerine elinizi koyun ve yukarıda yazan niyeti tekrarlayın.

Basit ve etkili bu uygulamaları kullanabilirsiniz.

Kolaylıkla.

Gün içinde kaç kez misafir oluyor bu kelime sana ?

Yetersizim.

Ve ne kadar büyüyor içinde ? Onunla birlikte hareket edemeyecek kadar mı? İçinde kaybolup üzerine çöken ağırlığı anlamayacak kadar mı?

Kocaman bir durdurucu kendisi. Ve farket ki bu öyle özel vakitler yaratıp gelmiyor. Şuan instagramda, facebookta, işte herhangi bir yerde takip ettiğin biri, bir arkadaşın , eşin , çocuğun birçok yerden tetikleniyor olabilirsin. Tetiklendiğini farkedebiliyor musun peki ? Sosyal medyada bu kadar vakit geçirirken hissettiğin şey hafiflik mi , ağırlık mı?
Akşam, dönüp güne bir baktığında , odağın eksik, yanlış, yetersiz olmalarında gezmişse daha çok , nerden başlayabilirsin buna bir bak olur mu? O kişiyi takip etmeyebilirsin bir süre ya da daimi. Yakın çevrenle ilişkilerinse konu, kendi sınırlarının üzerine çalışabilirsin. Hani bizim kimseyle işimiz yok ya, hani konu biziz ya, tetikleyicileri durdurmak da, oralarda mevcut olmamak da ( en azından duygunun yüksek volümü azalana kadar ) senin elinde. Yapabilirsin. Kendi kendinin sınırlarını zorlama bence:) ” Olduğum hal iyi, iyiyim , bu hal tamam ” dile yerleşirken hayatta da kendi şiddetine maruz bırakma kendini ❤ Dilerim .

Dünyada tek sen o işi yapacak olsan durum nasıl olurdu? Ya da tek sen çocuk yetiştiriyor olsan ? Yetersiz hissetmem için bir şeyleri / birilerini değerli, kendimi değersiz yapıyorum, bir şeyleri / birilerini büyük, kendimi küçük yapıyorum, bir şeyleri / birilerini doğru, kendimi yanlış yapıyorum. Sanırım böyle. Enazından bende uyandırdığı böyle.

Buralardan bakmak sende ne uyandıracak merak ediyorum.

Kolaylıkla.