Etiket

motivasyon

Browsing

Zorlanıyorum.
Bunu söylemek bir ferahlık veriyor ilk başta.
Ve sonra herkesin zorlandığını hatırlatıyorum kendime.
Ama bu yetmiyor.
” Peki ya bilgiyle ne yapacağım? “
Sadece ” zorlanıyorum ” demek, günümü değiştirmiyor, anımı neşelendirmiyor, kızımla alanım kalmıyor.
Daha da zorlanıyorum.
Hep bu soruya geliyorum:
“Şu an neye ihtiyacım var? “
Bakıyorum, dinliyorum. Gelirse cevap ve o an yapılabilirsem ne ala.
Ama bazen olmuyor.
Çünkü annelik aktif devam ediyor, biri gözlerinin içine bakıyor, buraya gel diyor, ana çağırıyor. Ama ana gelecek halim yok.
Tamamlanmayı bekleyen bir ihtiyacım var.
” Tamam ” diyorum ihtiyaca “sen akşamı bekle. Sana bakacağım. “

Eğer sormazsam kendime gün içinde , birikiyor, birikiyor, birikiyor.
Sonra an geliyor, Masal 3 çeşit yemek içinden sevdiği birşey bulamıyor !!!! ( halbuki sevdiklerini yapmıştım, canı istemedi demek ki —-diyemiyorum ) ( yazıyı yazmadan hemen önce farkedilen 2 azı diş gelişi :)) içimdeki tetiklenmeyi farkediyorum, ” bir ritm tutturmuştum, iyiydi, bu nereden çıktı şimdi, kim bi’ daha yemek çeşidi düşünecek, evde en zorlandığım konu zaten bu :):):) ( yazarken komik, yaşarken ağır 🙂 Konu yemek değil biliyorum. Konu başka.
Bugün böyle.
Yanından uzaklaşıyorum kısa bi’ süre. Yanında olmak zorundaysam bir süre sessizlik, çok kısa bir süre sessizlik ( yoksa endişeyi görüyorum gözlerinde ve bir derin nefes.
Bu yaşadığım, kızımın sorumluluğunda değil çünkü. Bu benim konum. Onunla alakalı değil.
Yetiyor mu, bazen yetmiyor nefes.
İdare ediyoruz öyle böyle.
Akşam mutlaka bakmam gerek.

Bakınca farkediyorum, arkadaşlarımı görmeye ihtiyacım var, ailemi. Dokunmaya, aynı masada oturmaya, sokakların kokusuna, kalabalıklara özlem duyuyorum. Canlılık ve hareketlilik. 2 kelime dönüp duruyor zihnimde. Gün geçtikçe artan özlemim bu… Özlemi onaramıyorum…

Onaramıyorum da ;
Gecenin bir yarısı duyulan yağmur sesi,
sabah çocuk neşesi,
kahvaltı hazırlarken bir müzik,
gün içinde kızımla bir dans partisi iyi geliyor.
İyi, çok iyi.
Yoksa başedilir gibi değil.
Gerçekten değil.
Şu sıralar.
Belki de uzun süredir…
Dilerim bitsin.
Dilerim sağlıkla bitsin.
Dilerim kavuşalım birbirimize, özlediklerimize.
Dilerim🙏

Ne çok ” dikkat et ” dediğimizi farkında mıyız, özellikle çocuklara?
Peki ya ” farkında ol ” deseydik acaba nasıl olurdu?
Farkında olmadan neye dikkat edeceğimizi nasıl bilebiliriz ?
Mesela diyelim ki çok şikayet eden biriyim.
Buna dikkat etmem için önce farkında olmam gerekmez mi?
” Aa öyle mi hiç farkında değilim bu kadar şikayet ettiğimi… “
Burası.
Sonrasını izleyelim işte…
Ya da diyorum ki “nefesi burnumdan almaya dikkat ediyorum. “
Bunun bir adım öncesi, önceleri nefesi ağzımdan aldığımı farkında olmam değil mi?
Gün içinde birkaç kez dursam ve baksam; nefesim nasıl, ağızdan mı burundan mı, karından mı göğüsten mi , sığ mı derin mi? Farkında oldum. Sonra ideal forma getirebilirim. Burnuma yönelebilirim. Dikkat etmeme gerek kalmaz. Farkında oldukça, oldukça değişir.
Ya da diyelim ki; ” Olumsuz kelimeler kullanmamaya dikkat ediyorum. “
Dış seste dilediğim kadar kullanmayayım, içeride olumsuz kelimeler dans ediyorsa , bunu farkında olmazsam, bu gerçekten değişim yaratır mı?

– Neden bir ilişkim yok, o kadar da dikkat ediyorum ilişkiler hakkında iyi düşünmeye, konuşmaya. Haketme olumlaması yapıyorum sürekli.
– Peki sence ilişki ne demek?
Peki erkek / kadın ne demek?
– İlişki yük / fazla sorumluluk / özgürlüğüm gider / erkekler/kadınlar aldatır, güvenilmez,bencil….
👉 İşte burası. Kendini korumaya çalıştığını farkında ol, aldatılmaktan, kandırılmaktan koruyorsun.Çünkü “Hepsi aynı” diye konuşan bir bilgi var içeride. İlişki kısıtlar diyorsun. İlişkileri böyle tanımlıyorsun. Doğal olarak özgürlüğün sona ersin istemiyorsun. Farkında ol. Sonra tamam dikkat edebilirsin istediğin zaman. Hatta bana göre dikkat etme ki kök inançlarım sohbetlerde öyle kendiliğinden akıversin dışarıya. Ve bunu işte yine o zaman farket. Ama yine de sen bilirsin:)

Farkında olmak; çabasız, yumuşak, akıcı ve anlamlı.
Dikkat etmek; çaba gerektiren, sert, ani, katı ve durdurucu.

Yazılarım da işte bu yüzden hep farkında olmak üzerine.
O yazıyı okurken içinde dönen hikayeyi farkında olasın diye, sonra bir boşluk olsun ve orayı yeni bir seçimle doldurabilesin diye. Gerisi kolay.
Dilerim kolayca olsun🙏

Gün içinde sadece ve sadece kendim için zevkle yaptığım, paylaşma, görünme, ürün çıkarma beklentisi olmadan yaptığım ne var?
Ne günüme neşe getiriyor?
Ne ile vakit geçirirken iyi, tatmin ve neşeli hissediyorum?
Yapılacaklar listemiz çok.
Sorumluluklarımız, zorunluluklarımız.

Son 10 gündür dolu bir çalışmalar dizisi hazırladığımda kendime, bu soruyu yanımdan ayırmamayı seçtim. Çünkü yaptıklarım, yapacaklarım sonuç odaklı. Ürün var olacak sonunda.
Peki ya gerçekten yaparken eğlenceli mi? Ya da eğlenceyi içine ekleyebilir miyim?
Her ne yapıyorsam çok da bayılmadığım, onun içine bir tutam farklılık katabilir miyim söylene söylene devam etmeyeyim diye?
Ya da her gün kendime 5 dakika ayırabilir miyim, sadece sevdiğim birşeyle ilgilenmek için?
Eğer yoksa, bilmiyorsam, otomatik pilotta gidiyorsa, her gün 5 dakika düşünebilir miyim, gerçekten günüme ne eklemek iyi hissettirir?

Bazen gerçekten bilemiyoruz.
Öyle kapılıp gidebiliyoruz.
Sadece temel ihtiyaçlarımızı karşılıyoruz. Bazen de sonuca odaklanıp kalıyoruz.
Ürünün derdine düşüyoruz.
Bekliyoruz.
Lezzet almıyoruz.
Yaptığımızdan da birşey anlamıyoruz.
Böyle zamanlarda bir farketmelik mola iyi geliyor.
Farketmek.
Burdan başlıyor.
Bir şey, sadece tek bir şey tüm günümüzün enerjisini değiştirebilir.
Senin var mı heybende her gününe ” oh “dedirten, neşe, keyif veren herhangi bir şey?

Düşünsene 5 yıl sonrası için tüm bedeninde heyecanını, coşkusunu hissettiğin seçim yapmışsın, hedefler belirlemişsin.

İşte hayatın hazır.

Ve bugün ve bugünden sonra her gün ilmek ilmek örüyorsun orayı.

Her bir detayı ışıl ışıl. Çok güzel görünmüyor mu sence de?
Ve her adımda kendine yaklaşmak.
Yapabilirliğini, cesaretini, azmini , coşkunu görüyorsun.
Meğer coşku gerçekten kendi seçimlerinle oluyormuş.
Birileri dedi diye, birileri istedi diye değil.
Sadece kendin istedin diye.
Oh ya , emek vermek ne de güzelmiş böyle olunca.
Seni destekleyenlerle paylaşmak ne de güzelmiş.
Zamanını kendine kullanmak.
Ara ara durmak, sonra ilmeklere bakmak, bazen yöntem değiştirmek … Ama bilmek. Rotan belli. Sen dışında ne seni oradan vazgeçirebilir ki?

Kendin olmak cesareti ne de güzelmiş, asil, coşkulu, sıradışı.

Şimdi tam ordan , 5 yıl sonradan bugüne bakınca , burdaki seçen kişinin gücünü görmek , ” herşey o gün başlamıştı ” demek. Kendine ve diğerlerine ne müthiş bir ilham kaynağı.

Başlayalım mı o zaman yazmaya.

Kolaylıkla.

Burada daha çok işimiz var…

Görülecek yerler var daha.
Yaşanacak aşklar,
Okunacak kitaplar,
Tanışılacak yeni insanlar var.
Neşeli masalar,
Kurulacak hayaller var.
Ve onları gerçekleşmiş halleri var.
Yazılacak yazılar,
Dinlenecek sesler var. Müzik…
Dokunulacak kalpler,
Uyanmayı bekleyen insanlar.
Sesi olmamızı bekleyen çocuklar.
Dikilecek fidanlar var.
Her türlü emanete iyi bakmayı seçmek var gerçekten…
Yeşile, maviye, canlıya, cansıza.
Aşkla yaşamak var. Hakkını vere vere.

Elinin yetişebildiği kadar, kalbinin verebildiği kadar, ruhunu katabildiğin kadar. Hem kendine hem dünyaya.

Zaman değerli.
Daha çok işimiz var.

Değil mi?

” Ben bu konuyu çözdüğümü sanıyordum neden tekrar karşıma çıktı? ” dediğimiz yer var ya… Evet bugün ki konumuz bu olsun.

Bilinçaltı temizlemek, arınmak gibi konularla ilgili kendi düşüncem şudur ki; yaşanan ya da duyularak satın alınan hikayelerin nüksetmesi olabilir, yadırganacak bir durum yoktur. ( Burda görülmesi gereken de görülmemiş olabilir, hani sınav dediğimiz) Bu yüzdendir ki , koçlukta bağımlılık oluşturmayız ve kişi bir daha karşılaşma halinde nasıl başedebileceğini bir süreden sonra artık kendi bilir. Balık vermek değil, balık tutmayı öğretmek gibi.( Öğretmek kelimesi anlaşılsın diye kullanıldı , burdaki durum bizim hatırlatıcı ve kolaylaştırıcı olmamız)

Yani sen bir deneyimin içinden geçtin, bir çalışma yapıldı ve arındın. Bir süre sonra başka biri aynı deneyimden geçerken yanında olma halinde, bir arkadaşına tekrar uzun uzun anlatma haline girdiğinde ego seni yeniden ele geçirebilir ve o olayın ve ona bağlı duygunun içine çekebilir.  Tam da o sırada tetikte olarak eskisinden daha hafif bir şekilde nükseden duygunun içinden çıkabiliriz. Bu böyle olmak zorunda değil ama olursa diye oralarda temkinli olmak iyidir.

Arınma ömürlük, dönüşmek ömürlük. Andan büyük beklentilere girdiğimiz an ,yaşanan şeylere ve egoya büyük güç verip kendi şuanki gücümüzü unutabiliriz. Hep derim ya seçim andadır . Gücü elimize almayı er ya da geç hatırlamamız , en baştaki cümleyi söyleyip kendimizi yargılamaktan daha hafif ve eğlencelidir.

” Olumsuz izlerimizle ilgili, hafızamızda derin etkiler bırakmak için biraz bile olumsuz olmasının yeterli olacağını söyleyebilirim. Olumlu yaşanmışlıklar durumundaysa maalesef aynısı söz konusu değildir çünkü genetik olarak iyiden ziyade kötü haberlere dikkat etmeye ve bunları uzun süreli hatırlamaya yatkınız. Bunun sebebi hayatta kalmak için yolunda olana değil, tehlikelere dikkat etmenin daha önemli olmasıdır… Beynimiz hatalara ve eksikliklere dikkat etmeye uygun yapıdadır. Özellikle gölge çocuk modunda ( içimizdeki çocuğun , olumsuz dogmalarını ve buna bağlı üzüntü, öfke, korku, çaresizlik duygularını kapsayan tarafı ) bulunduğumuz zamanlarda , hata algımıza tamamen gömülmüş olmamız bunu etkileyebilir. Bu da üzücü olayları mutlu olanlardan neden daha kolay hatırladığımızın sebebidir.
Bu şekilde utanç verici bir durum için yıllar sonra da sanki dün gerçekleşmiş gibi utanabiliriz, oysa güzel bir anıya ait mutluluk nispeten daha çabuk yok olabilir. Bu genlerin çok olumsuz diğer yan etkisi de bir insanla yaşanan bir kötü deneyimin yüz tane olumluyu geçersiz kılabilmesidir.
Yani bir daha ki sefer bir arkadaşına sinirlendiğinde, kendini kızgınlığına daha fazla kaptırmadan bilinçli bir şekilde bu insanla ne kadar çok güzel şey de yaşadığını hatırla.”

Stefanie Stahl – İçindeki çocuk bir yuva bulmalı kitabından bir hatırlatma🍀

Şifalanma süreci – 2 :

…Biz seanslarda seçtiğiniz konunun kaynağının, hayatınızın neresinde olduğunu bilemeyiz. Ve bazen kaynak atalarınız, bazen anne karnı, bazen bebekliğinize ulaşabilir.
Öğretilerde denilir ki; annenizin size hamileliğinden önceki 9 ay, hamilelik sürecindeki 9 ay ve doğum sonrası 2 yıllık süreç bizim için önemlidir.
Hatırlamadığınız o zamanlardan etkiler varsa hayatınızda, kendi üzerinize çalışmanın veya destek almanın size en anlamlı katkısı şu olabilir: bugüne kadar kendinizi ” neden değiştiremiyorum, neden hep böyle / böyleyim ? ” diye suçladığınız, yargıladığınız konuların bazen sizinle ilgili olmadığını görürsünüz. ( hepsini siz seçtiniz kısmına girmeyeceğim ) Tam da aradığınız hafifliğe ulaşırsınız.
Bu farkındalıkla iki yerden işleyebilirsiniz. Ya o birilerini suçlama alanına girersiniz.
” Bak işte demiştim benimle alakalı değil, ailem şunu yaşamış, düşünmüş, benim günahım ne? Haketmedim bunları. “
Ya da ” Peki o halde bununla ne yapabiliriz? ” diyerek buralarda şifalanma sağlayabilirsiniz.

Hayatınızın hayallerinizden de öte olmasını gerçekten istiyor musunuz?
Bu neyi gerektirecekse yapmaya ve olmaya gönüllü müsünüz?
Buralara dürüstlükle cevap verin.
Çocukluk döneminden yetişkinlik dönemine geçtiyseniz hayatınızın sorumluluğunu almak ve şikayeti bırakıp dönüşüm için birşeyler yapmak kulağa nasıl geliyor?
Tüm suç – suçlu arayışlarını bırakmak.
Bunu bir düşünün.

Kolaylıkla ve neşeyle olsun🙏

Şifalanmayı seçersiniz ve sizinle birlikte birçok kişi bu sürece dahil olur. Yani aslında onlar da seçmiş olabilirler.
Şeklen siz başlatmış gibi görünseniz de:) Anneniz, babanız, çocuğunuz, kardeşleriniz, yakın arkadaşınız veya hiç tanımadıklarınız.

Siz ilişkiyle ilgili şifalanmayı seçersiniz, annenizle babanızın ilişkisinde bazı değişimler olur.
Siz sağlıkla ilgili şifalanmayı seçersiniz, daha siz göremeden etkisini, en yakınınızdakilerden şifalanma haberini alırsınız.
Siz her bir adımınızla, bağlantıda olduğunuz koca bir halkaya dokunmuş olursunuz.
Enerji çalışmalarıyla ilgilenenler ara ara birleşip birliğin şifalanması için enerji çalışmaları yaparlar, dualarda yaptığımız gibi. Oralarda halkanın büyüklüğünü siz düşünün:)
Çalışma sırası ve sonrasında hissedilenler muazzam bir güçtedir, en çok da manevi🙏

Yolunuz bir gün buraya çıkarsa, bu konulara meylederseniz ” sevgilime de seans yapsak ne iyi gelir. Onu nasıl iyileştiririm? Anneme ne yapabilirim kurtarmak istiyorum şu hastalıktan. ” yerinden değil de, şifalanmaya kendi merkezinizden başlamayı seçin olur mu?
Zaten seçen herkes bundan faydalanacaktır.
Öyle kalmayı, öyle olmayı seçenlere de dokunmayın.
Sizin hayırlı dediğiniz , onun hazır olmadığı olabilir.
Herşeyin bir zamanı var.
Şimdilik öyle kalmak istiyor olabilir.
Tercih…

Aslında bunları neden yazdım biliyor musunuz?
Yaptığınızın, seçtiğinizin sizin düşündüğünüzden çok daha geniş bir yere ulaştığını,
Bir bütünün parçası olduğunuz idrakiyle bu yola girdiğinizde ne büyük bir cesaret göstererek başlatan / adım atan olduğunuzu hep hatırlayın ve kendinizi tebrik edin diye,
hayatınızın sorumluluğunu aldığınız, uyanmayı seçtiğiniz,
yol ne gerektiriyorsa hepsine gönüllü olma yürekliliğinizden dolayı tebrik edin diye yazdım.
İyi ki başlatansınız. İyi ki böyle cesursunuz.
İyi ki🙏

Böyle hissetmende yanlış olan bir şey yok.
Normal dedikleri şekilde duygularına izin vermende de yanlış olan birşey yok.
( Eğer birilerinin sınırlarına girmiyor, kendi duygundan onları sorumlu tutmuyor ve davranışların şiddet içermiyorsa)

Ama onlar sana;
” Saçmalama ” derler.
” Abartma istersen ” derler.
” Amma da duygusalsın , amma da ciddiye alıyorsun hayatı, amma da takıntılısın ” derler.
” Bi kendine gel, ne bu böyle dağıldın hemen ” derler.
” Bunda korkacak ne var şimdi? Sakin ol. ” derler.
” Ağlama, ağlanacak ne var bunda, bozma sinirlerimi ” derler.
” Bu kadar sevinecek ne var bunda, altı üstü… ” derler.
” Ne bu böyle görmemiş gibi, biraz ağır ol. ” derler.
Onlar derler.
Diyecek bir şey hep bulurlar.
Sadece konforsuz hissettiğin yerlerde değil, çok mutlu anlarında da yaparlar.
Çünkü hep diyecek bir şeyleri vardır yanlış kılmak için.
Hayatını,deneyimlerini, dirençlerini, zaaflarını, travmalarını, içinde olan biteni bilmeden, öyle, sadece derler. Kalıplara sokmaya çalışırlar, onlar da bir yerde bunu öğrenmişlerdir. Belki kendi yaralarına söylüyorlardır bunları. Tabi bu onların konusu, senin değil. Önemli olan sana söylenenlerin karşısında senin duruşun.

Sonra bir şekilde tanışırsak seninle bunları kendi sözlerinmiş gibi nasıl sahiplendiğini görürüm, kendini yargılarken duyarım seni.
” Abartıyorum değil mi, niye böyleyim? ”
” En sevmediğim yanım fazla hassas olmam. ” derken sen,orda elin ve alemin belki çok yakınlarının sözlerini duymuş olurum. Senin fikrin çıkmaz çoğu zaman. Birileri demiştir, sen öyle sanmışsındır ya da gerçekten öylesindir, ne var bunda?

Bir duyguyu ne dozda yaşadığın sadece seni ilgilendirir. Belki bir kaynağı vardır, belki sen böylesindir, belki burcunun etkisidir, belki o gün öyledir, belki hep böyledir.
Bu her neyse yanlış değil.
Yineliyorum 👉 ( Eğer birilerinin sınırlarına girmiyor, kendi duygundan onları sorumlu tutmuyorsan ve suistimal etmiyorsan )

Rahatsızsan bundan tabi ki üzerine çalış, destek al.
Ama sen memnunsan olan şey tamam.
Orda öyle kalabilir.
Yorduğunu anlarsan değiştirirsin zaten.
Ama bil, bunların hiçbiri kötü değil.

He varsa rahatsız olan, gidebilir.
İlla kalacaksa sınır koyabilirsin, bu ve benzer cümleler devam ederse durdurabilirsin.Etiketlenmeye son verebilirsin ve bu etiketi berbatmış gibi algılamaya.
Hem bu sözlerin kime ne faydası olmuş ki sana olsun?
Durdur.
Şiddeti sustur.
Bunun yapılmasına izin verme.
İzin verme.
Hayır .
Belki sadece tek kelime
Hayır.
Kendine bu zamana kadar neler yapılmasına izin verdin bilmiyorum ama bundan sonra dur diyebilirsin.
Hayır diyebilirsin.
Nasıl iyi geldiğini hissedebilirsin dilerim🙏
Kolaylıkla.
Not: Peki onlar kimler? Hepimiz, bir kaçımız, bazılarımız. Kendimize dönüp bakalım mı bugün? Acaba ben de diyor muyum böyle? Korkularını, kaygılarını, yaşama hallerini eleştiriyor muyum insanların? Anlamaya çalışıyor muyum ya da? … Birbirimize gerçekten daha özenli olmamız için neler mümkün?