Etiket

arınma

Browsing

Hikayeye girdiğin an bil ki geçmiş bölgesindesin. Geçmiş hikayelerin, öğrenilmiş çaresizliklerin , yapamamaların, edememelerin, demelerin, duymaların, denemeden bildiğini sandıklarının bölgesi.Gerçek olmayan, şuan olmayan.

Direkt his olarak algılananlar, ” evet yaaa ” ” tam da bu” ” ıhh, yapmasam ” ” içime sinmiyor ” ” aslında istemiyorum” ya da duyumsamalar ya da zihne gitmeden algıladığın o şey de diyebilirim. İçsel rehberlik bölgesi. Hikaye yok. ” Ama şöyle ” gibi bir yer yok. Anda gelen var. ” Sebebini bilmiyorum ama böyle ” var. Orası gerçek. .

Eğer 2.kısmı duymayı seçersen – ki pratikle kısa sürede anlarsın – işte ozaman varlığını, bedenini, ruhunu onurlandırmış olursun. Hayat enerjisinin bir kısmı da buralardan gelir. Sana iyi gelenleri hayatına dahil etmen, gerçek olanı algılaman ve onunla hizalanmanla . .

Hikayeye girdiğin her an dur, bırak düşünce aksın geçsin gitsin sonra tekrar bak o konuya hikayeye girmeden. Bulut gibi aynı. Gökyüzünde varolur, yokedemezsin, çıkaramazsın, durduramazsın, o geçer gider, sonra yenisi gelir. Bu arada bulut da güzeldir. Seveni de çoktur değil mi? Yoketmene de gerek yoktur ki. Sadece izin verirsin. Ordaysa bir sebebi vardır. Ama ” neden bulut var? ” kısmına takılırsan varolamazsın. Herşey tam ve bütün. Böyle işte. Olduğu gibi. Sürekli güneşli havalar isteme nedenimiz nerden geliyor? Sanırım bir dönülüp bakılası….

Kolaylıkla.

Mutlu olmak benim hakkım.
Zenginlik benim hakkım.
Doyumlu bir ilişki benim hakkım.
Neşeli keyifli huzur dolu bir ev benim hakkım.
Ferahlık benim hakkım.
Dinlenmek benim hakkım.
Yeteneklerimi kullanmak benim hakkım.
Sevdiğim işi yapmak hakkım.
Değerlerimi yaşatmak benim hakkım.

Tüm bunlarda alıp kabul etmeye gönüllü olmadığım şey ne? Söylerken hissettiğim o şey ne? Dönüşebilir mi? Dönüşseydi ben kim olurdum? Ne olurdum?

Olabilirim.
Mutlu olmayı tercih edebilirim.
Sağlığımı koruyabilirim.
Neşeyi kolaylığı hayatıma davet edebilirim.
İhtişamı seçebilirim.
Parayla ilişkimi dönüştürebilirim.
Kalbimdeki o işi harekete geçirebilirim.
Bir ağaç misali bu dünyanın geçiciliği gerçeğine rağmen köklenebilirim.
Tüm köklerimle mevcut olabilirim.
Her an başka bir forma gönüllü olabilirim.
Zamanını bekleyebilirim.
Telaşımı da azad edebilirim.
Hatta kızgınlıklarımı kırgınlıklarımı öfkemi kurban rolümü azad edebilirim.
Güvende hissetmeyi seçebilirim.
Tam ve bütün olduğumu alıp kabul edebilirim. Eksik değilim, yanlış değilim.

Tüm bunları olmam bilmem algılamam ve alıp kabul etmem için neler mümkün?

Gerçekten seçer misin? Şimdi ? Kalpten ?

Kolaylıkla.

Nefes alış verişlerimiz bize neler anlatabilirler acaba?
Sesli sesli nefes alıp veriyorsam mesela, hayatımda sakinliğe yer açmıyor olabilirim. Telaşım, yorgunluğum buna sebep oluyor olabilir.
Ya da sadece sesli ve hızlı bir şekilde nefes veriyorsam, acilen hayatımdan çıkarmak istediğime bakabilirim ya da stresime ya da öfkeme bakabilirim.

Nefes alış ve verişlerimin süresi kısaysa, dünyamdaki alma ve verme enerjisine bakabilirim.
Belki de herşeyi hızla alıyor / almak istiyor ve hızla tüketiyor / tüketmek istiyor olabilirim.
Belki de sakinlikle sindire sindire olanın tadına varmak, olanı beslemek nedir bilmiyor olabilirim.
Sadece hayatta kalmaya çalışıyor olabilirim.

Aldığım nefes, sadece omuzlarıma kadar iniyorsa, bedenimde sürekli hastalıklar ortaya çıkıyor olabilir. Oksijenin olmadığı bedenimde yaşam da keyif vermiyor olabilir.
Veya sadece göğsüme kadar iniyorsa nefes, sürekli tedirgin, stresli, gergin ve panik halinde olabilirim.
Zamanı gelmeden harekete geçebilir, sürekli sürekli hareket etme ihtiyacı hissedebilirim.

Nefesin aşağılara karnıma kasıklarıma inmesine izin verdikçe hayatım da nefes alabilir.
Tüm organlarım nefesimden beslenebilir ve sağlıklı kalabilirim.
Nefesle çakralarım dengelenebilir ve böylece enerjim, bedenim hayatta kalma modundan çıkıp keyfe, neşeye, tat almaya dönebilir.

Ya da sadece karnıma nefesi dolduruyorsam ve göğüs bölgemde gezmesine izin vermiyorsam, hayatımda coşkuyu , heyecanı yitirmiş olabilirim.
Hayattayım, varım demem için, canlılık için göğüs nefesine de ihtiyacım olduğunu farkedebilirim.
Belki de sürekli nefesimi durduruyorumdur, hayatı an an durdurmak isteğimle.

Nefes bir bütün, hayat gibi.
Eğer onunla tüm bedenimi beslersem hayatım da adım adım dönüşebilir.
Nefes hayattır dediğimiz yere bir de burdan bakalım istedim.
Farkında olun.
Nefesinizin her bir anı size birşeyler hatırlatır.
İyi ki hatırlatır.
Değerini bilelim dilerim🙏🙏

İçimizdeki çocuğu iyileştirmek bizim sorumluluğumuzda.
Doğumumuzdan önce başlayan süreçten bugüne kadar olanlar gibi. Bizim hayatımıza dair herşey gibi.
Eğer yaralıysa ,üzgün, kırgın, mutsuz, utanç içinde veya suçluluk içindeyse ve artık yetişkinsek , ona bakmak ve şifalandırmak olanları, bizim sorumluluğumuzda. Ta ki o hayat dolu enerjisine , neşesine dönene, sevildiğine, görüldüğüne , duyulduğuna, kabul gördüğüne inanana kadar.

Desek ki ” annem babam bana bunu yaptı, onlar yüzünden böyle.” Bugünümüzde hiçbirşey değişmiyor değil mi? Yapılanları söylemek değil de konu, söylenmek aslında. Olanı bil ki dönüştür, kabul et ki geçip gidesin içinden. Bunu mağdurluktan değil gözlemden söyleyince yani.
Onlar da kendi ebeveynlerinden öyle öğrendi basamaklarıyla atalara varan bi aktarım bu çünkü.
Tüm bu hikayelere ” Dur ” demek için neye ihtiyacın var? Ne bekliyorsun?
Tüm gün eteklerinden çekiştiren bir çocuk var sende, ” yüzüme bak, gör, duy, al ve kabul et ” diyen.
Bakmaya hazır mısın?
Düşüncelerini düşünmekle geçen vakti, içinde seni reddeden, değiştirmeye çalışan, bu halinle olmuyor diyen , öfkelenen, sinirlenen, kızan , döven ebeveyn sesine verdiğin vakti, o senin temasını bekleyen çocuğa vermeye hazır mısın?
” Tatlım, yanındayım, güvendesin ” diyene kadar sen ve o tam anlamıyla bunu hissedene kadar ve bu tüm ömür sürebilir , ( çünkü ölene kadar seninle yaşayacak ) ona bakmaya hazır mısın?

Geçmişi affet demiyorum, üstünü kapa demiyorum. Canın yandı biliyorum. Üzdüklerini de, güvende hissedemediğini de görüyorum.
Eksik, yarım hissettiğini, yanlışmışsın gibi hissettiğini de duyuyorum.
Bazen yükmüşsün gibi de hissettiğini.
Hislerimizden de biz sorumluyuz.
Ben sana başka yerlere gel diyorum. Başka bir bilince, enerjiye. Ancak burdan dönüşüm gelir.
Hem o hep aklımıza gelen anıların dönüşüm meditasyonu, hem içimdeki çocuk meditasyonunda amacımız sadece bu.
Sensin.
Kendini hatırlamaya ihtiyacın var.
Kendini sarmaya.
Kendin olmaya.
Ve tabi bu cesarete.
Sen bunları okurken , o çocuk dinliyor eminim. ” aa sanki bana yaklaşmaya meyilli biri var ” diyor.
O sensin.
Gerçekten bunu seçer misin?

Bir parça var içinde, acele ediyor.
Hemen ortaya çıksın istiyor.
Zaman da umru değil, hayrı da.
Teslimiyetle aranda direnç oluşturan, şimdi ki senden, seni hemen hemen hemen kaçırmak isteyen.
” Şimdi burda ortaya çıksın! Hadi ama geleceksen gel artık! “
Sanki o gelmezse, çok da anlamlı değil gibi.
Sen o parçandan ibaret değilsin.
Sen o değilsin.
Hatırla.
O ister, o hep ister, anında ister, gelmezse başka yerden ister, isteme listesini hiç düşürmez elinden:)

Beklemeyi bilen parçanı hatırla.
Olmayınca da ölüm olmadığını hatırla.
Akışta olan parçanı.
Onun önündeki tüm dirençleri kaldır.
O sana yardım edecek.
O biliyor tüm bunları.
Ondan destek al.

Ve beklerken durma,
beslenmeye devam et.
Hayatı durdurma.
Tüm mevcudiyetinle varlığını sürdürmeyi seç.
Beklerken kendi içinde büyümeye devam et.
Beklerken ” burda iyi olan ne / neler var? ” diyerek bir bakmaya devam et.
Eline, ayağına, parmaklarına, saçının bir teline şükredecek noktaya gelene kadar,
işte tam burda ne var ne yok görmeye gönüllü olana kadar.

Nefs böyle.
Farkında ol.
Savaş yaratmadan.
Farkında ol.
Farkında olursan onun sen olmadığını yol başkalaşır.
İstemek yanlış değil, bil.
Sadece sesin nereden geldiğini farkında ol.
Sıkıştırmasın nefesini, bunaltmasın, yormasın.
Şu an tüm olanları yok saydırmasın.
Farkında ol.
Sesi duydun mu?
Duy ve kulağına hafifliği fısıldayan sese yönel.
Hala devam mı ediyor?
İkna et.
Hala mı dinlemiyor?
Ona ” dur ” de. ” hayır ” de.
Hayatında doyumlu alanlara bak tekrar.
Onun her seslenişini öfkeyle değil, kabulle karşıla.
Bazen kolay
Bazen zor:)
Gelebilir.
Gidedebilir.
Çok konuşabilir.
Sustuğu anlar da olabilir.
Git deyince gitmez, öl deyince ölmez.
Kabul et, kafi.
Kolaylıkla🙏

Kendi yaralarını iyileştirmek için , yarası olan kaç kişiyi hayatına çektin? Kaç sevgilini iyileştirmeye çalıştın? Kaç tane çalışma gördüğün anda ” bunu şu yakınım alsın ilk başta ” diye kendinden önce başkalarına yardım etme ihtiyacına girdin?

Yardım etme kalıbını günde kaç kez kullanıyorsun?

Gerçekten yardım mı ediyoruz yoksa sadece destek mi olabiliyoruz insanlara biz insan olarak ?

Nerelerde kendini kurtarıcı ilan ettin ve bazen kurtaramadığını düşünüp kendini harap ettin?

” Ancak ben iyi ederim ” diye kaç yeri / kişiyi kontrol etmeye çalıştın?

Hayatında ne aşırıysa , oraya bakmak , hayatının ritmini güzelleştirir. Bu illa kötü bir şey olmak zorunda değil , iyi diye adlandırdığımız şeyler de buna dahil. .

Bu yolda idrak ettiğim ve şükürler olsun yıllar sonra dengeye geldiğim en güzel konudur bu🙏 Hafif, özgür, had bilir ve kendi değerimi hatırladığım.

Üstteki soruları iyi düşün . Cevapları kendine dürüstçe ver ve farkında ol.

Kolaylıkla,

Geçinmeye gönlün var mı?
Gerçek, hayatla geçinmeye gönlün var mı?
O zaman savaşı bitir ve barışa geç.

Dirençlerine, bariyerlerine, aslalarına, illalarına bir baksana.

Hastalıklarınla,
yaşam alanınla,
çevrendekilerle,
hava durumuyla:) ( Öyle değil mi ama, kardan, soğuktan, yağmurdan, böyle kapalı havalardan nefret ediyorum demiyor muyuz bazen? )
dünyayla,
geçmişinle,
ailenle,
parayla,
işle,
yalnızlık ve birliktelikle savaşını farkında ol.

” İstemiyorum, git. ” demek yerine;
” Sen mi büyüksün, ben mi? 🙂 demek yerine;
Sadece sor:
” Seninle barış içinde olmayı gönüllü olsaydım , bu ne yaratırdı? Hayatım gerçekten nasıl olurdu? Bunun için gerçek, ben ve bedenim hangi enerji alan bilinç olabiliriz? “

( Şu anki enerjim, bilincim savaş yaratıyorsa, başka bir enerjiye geçmeliyim. Bu neresi?? Soru buna alan açıyor ve bunu sen bulma. Sadece sor ve bırak. Hangi enerjide olsan barışı seçerdin? Sorduktan sonra izle. )

Her gün sor.
Aklına gelen her an sor.
Sormak iyi hissettirmediyse, söyle:
” Seninle barışmaya gönüllüyüm.
Seninle barış imzalamaya gönüllüyüm.
Seninle barışmaya gönüllüyüm “
.
Sadece gönüllü ol.
Seçimden bahsetmiyorum bile.
Gönüllülük herşeyi değiştirebilir.
Milyonlarca yeni olasılık belirebilir.
Kaçan kovalanır:)
Kaçma.
Savaşı bırak.
Dirençleri kaldır.
Bariyerleri indir.
Bırak aksın ve geçsin.
Geldi ve geçsiiiin, gitsin.
Su gibi… Aksın…

Hala kalmaya devam eden bir şeyse hastalık gibi, kalmakta bir bildiği, anlatmak istediği vardır.
Sana hatırlatacakları vardır.
Onun da bir bilinci var hatırla.
Yanında bir insan oturuyor ve onunla konuşuyormuşsunuz gibi – karşına alma onu, karşında görmek de savaş – konuş onunla.
“Gelmenin bir sebebi var biliyorum. Peki gitmek için neye ihtiyacı var?
Neyi anlamam gerekiyorsa, anlamaya gönüllüyüm, bilmeye gönüllüyüm. Gitmene gönüllüyüm. Kalmana da. Gitmeye hazır olduğunda gidebilirsin. Ben hazırım. “

Neyle barışmak geldi ilk, kalbine ilk ne düştü?
Dilerim kolaylıkla dönüşsün🙏🍀
Şifa olsun.

“Huzurlu ve mutlu panda”
Bu kitabın sonunda diyor ki:
” Derin bir nefes al. Üzerine yağmur gibi cesaret ve güven yağdığını hayal et. İyice konsantre olup bu cesaret ve güven yağmurunun her yanını sardığını düşün. “

Yani daha güzel bir olumlama varsa ortaya çıksın hemen:) Düşünsenize her yanınızda güveni hissettiğinizi…Ne kadar muazzam değil mi?
Çoğu adımımızın önündeki engel bu değil mi? Güven içinde olsaydık, neye elimizi uzakmaktan, seçmekten, vazgeçmekten korkardık ki? O zaman cesur olmak daha kolay olmaz mıydı?

Neredeyse her gün okutuyor bu kitabı bana. O burada ne hissediyor bilmiyorum ama bana her gün bunu sesli okumak iyi geliyor:)

Bir çocuğun en büyük ihtiyaçlarından güven ve koşulsuz sevgi. Güven ihtiyacını çocukken ebeveynlerimizden ya da bakımımızdan sorumlu kişilerden karşılıyorken ( dilerim her bebek için karşılansın ) , yetişkinliğimizde bu konuda ne yapacağız?
Hele bir de çocukken karşılanmadıysa bununla ne yapacağız?
Bir çok çalışma var ki, bu güven hissini bedene tanımlatan.
Sinir sisteminin savaş-kaç-don tepkilerinin ötesine geçiren.
Sinir sistemi üzerine çalışmak en hafifi.
Yoksa her an diken üstünde…Her an arkada olan bitene yargılar halde…Bir adım gidememek.
Öğrenilebilir.
İlerle.
Bak oralar da güvenli.
İleriye bak.
Şu ana bak.
Burada güvendesin.
Hayattasın.
Sadece bildiğin hikayeler güvenli geliyor biliyorum, bilinmezlik korkutuyor.
Ama değil.
Bu bir yalan.
Bunun ötesi var.
Rahat bir nefes almak var.
Sırtını ” oh be ” diye yaslamak var.
Yeni şeyler yazmak var.
Ve güvenle ilerlemek var.
Bunu gerçekten istiyor musun?
Buna cesaretin var mı?

Zorlanıyorum.
Bunu söylemek bir ferahlık veriyor ilk başta.
Ve sonra herkesin zorlandığını hatırlatıyorum kendime.
Ama bu yetmiyor.
” Peki ya bilgiyle ne yapacağım? “
Sadece ” zorlanıyorum ” demek, günümü değiştirmiyor, anımı neşelendirmiyor, kızımla alanım kalmıyor.
Daha da zorlanıyorum.
Hep bu soruya geliyorum:
“Şu an neye ihtiyacım var? “
Bakıyorum, dinliyorum. Gelirse cevap ve o an yapılabilirsem ne ala.
Ama bazen olmuyor.
Çünkü annelik aktif devam ediyor, biri gözlerinin içine bakıyor, buraya gel diyor, ana çağırıyor. Ama ana gelecek halim yok.
Tamamlanmayı bekleyen bir ihtiyacım var.
” Tamam ” diyorum ihtiyaca “sen akşamı bekle. Sana bakacağım. “

Eğer sormazsam kendime gün içinde , birikiyor, birikiyor, birikiyor.
Sonra an geliyor, Masal 3 çeşit yemek içinden sevdiği birşey bulamıyor !!!! ( halbuki sevdiklerini yapmıştım, canı istemedi demek ki —-diyemiyorum ) ( yazıyı yazmadan hemen önce farkedilen 2 azı diş gelişi :)) içimdeki tetiklenmeyi farkediyorum, ” bir ritm tutturmuştum, iyiydi, bu nereden çıktı şimdi, kim bi’ daha yemek çeşidi düşünecek, evde en zorlandığım konu zaten bu :):):) ( yazarken komik, yaşarken ağır 🙂 Konu yemek değil biliyorum. Konu başka.
Bugün böyle.
Yanından uzaklaşıyorum kısa bi’ süre. Yanında olmak zorundaysam bir süre sessizlik, çok kısa bir süre sessizlik ( yoksa endişeyi görüyorum gözlerinde ve bir derin nefes.
Bu yaşadığım, kızımın sorumluluğunda değil çünkü. Bu benim konum. Onunla alakalı değil.
Yetiyor mu, bazen yetmiyor nefes.
İdare ediyoruz öyle böyle.
Akşam mutlaka bakmam gerek.

Bakınca farkediyorum, arkadaşlarımı görmeye ihtiyacım var, ailemi. Dokunmaya, aynı masada oturmaya, sokakların kokusuna, kalabalıklara özlem duyuyorum. Canlılık ve hareketlilik. 2 kelime dönüp duruyor zihnimde. Gün geçtikçe artan özlemim bu… Özlemi onaramıyorum…

Onaramıyorum da ;
Gecenin bir yarısı duyulan yağmur sesi,
sabah çocuk neşesi,
kahvaltı hazırlarken bir müzik,
gün içinde kızımla bir dans partisi iyi geliyor.
İyi, çok iyi.
Yoksa başedilir gibi değil.
Gerçekten değil.
Şu sıralar.
Belki de uzun süredir…
Dilerim bitsin.
Dilerim sağlıkla bitsin.
Dilerim kavuşalım birbirimize, özlediklerimize.
Dilerim🙏

Düşünsene 5 yıl sonrası için tüm bedeninde heyecanını, coşkusunu hissettiğin seçim yapmışsın, hedefler belirlemişsin.

İşte hayatın hazır.

Ve bugün ve bugünden sonra her gün ilmek ilmek örüyorsun orayı.

Her bir detayı ışıl ışıl. Çok güzel görünmüyor mu sence de?
Ve her adımda kendine yaklaşmak.
Yapabilirliğini, cesaretini, azmini , coşkunu görüyorsun.
Meğer coşku gerçekten kendi seçimlerinle oluyormuş.
Birileri dedi diye, birileri istedi diye değil.
Sadece kendin istedin diye.
Oh ya , emek vermek ne de güzelmiş böyle olunca.
Seni destekleyenlerle paylaşmak ne de güzelmiş.
Zamanını kendine kullanmak.
Ara ara durmak, sonra ilmeklere bakmak, bazen yöntem değiştirmek … Ama bilmek. Rotan belli. Sen dışında ne seni oradan vazgeçirebilir ki?

Kendin olmak cesareti ne de güzelmiş, asil, coşkulu, sıradışı.

Şimdi tam ordan , 5 yıl sonradan bugüne bakınca , burdaki seçen kişinin gücünü görmek , ” herşey o gün başlamıştı ” demek. Kendine ve diğerlerine ne müthiş bir ilham kaynağı.

Başlayalım mı o zaman yazmaya.

Kolaylıkla.