Hikayeye girdiğin an bil ki geçmiş bölgesindesin. Geçmiş hikayelerin, öğrenilmiş çaresizliklerin , yapamamaların, edememelerin, demelerin, duymaların, denemeden bildiğini sandıklarının bölgesi.Gerçek olmayan, şuan olmayan.

Direkt his olarak algılananlar, ” evet yaaa ” ” tam da bu” ” ıhh, yapmasam ” ” içime sinmiyor ” ” aslında istemiyorum” ya da duyumsamalar ya da zihne gitmeden algıladığın o şey de diyebilirim. İçsel rehberlik bölgesi. Hikaye yok. ” Ama şöyle ” gibi bir yer yok. Anda gelen var. ” Sebebini bilmiyorum ama böyle ” var. Orası gerçek. .

Eğer 2.kısmı duymayı seçersen – ki pratikle kısa sürede anlarsın – işte ozaman varlığını, bedenini, ruhunu onurlandırmış olursun. Hayat enerjisinin bir kısmı da buralardan gelir. Sana iyi gelenleri hayatına dahil etmen, gerçek olanı algılaman ve onunla hizalanmanla . .

Hikayeye girdiğin her an dur, bırak düşünce aksın geçsin gitsin sonra tekrar bak o konuya hikayeye girmeden. Bulut gibi aynı. Gökyüzünde varolur, yokedemezsin, çıkaramazsın, durduramazsın, o geçer gider, sonra yenisi gelir. Bu arada bulut da güzeldir. Seveni de çoktur değil mi? Yoketmene de gerek yoktur ki. Sadece izin verirsin. Ordaysa bir sebebi vardır. Ama ” neden bulut var? ” kısmına takılırsan varolamazsın. Herşey tam ve bütün. Böyle işte. Olduğu gibi. Sürekli güneşli havalar isteme nedenimiz nerden geliyor? Sanırım bir dönülüp bakılası….

Kolaylıkla.

Yorum Yaz