Etiket

hayat

Browsing

Hayat sabit kalmıyor, değişiyor, dönüşüyor.
Sorular bazen hiç bilmediğimiz yerden geliyor.
Bazen de cevaplar.
Dünün derdi bugünün şükrü oluyor.
Bugün şükür ettiğimiz yarın derdimiz olabiliyor.

Bir şeyler oluyor da,
Olan herşey hayrımıza oluyor.
Bilsek ki böyle?
Olanı olduğu haliyle kabul etsek?
Anladım ki nefste değil sadece mertebe.
Hamdda, şükürde.
Derin bir nefeste.
Her şükürde daha derini keşfetmekte.

Ne çok hatırlatırım seni kendime, canım cümle:
” Senden gelen lütuf da hoş kahır da hoş.”
İdrake geçmemiz, düşüncelerin arasında ağırlaşırken bir anda herhangi bir cümleyle hafifliği hissetmemiz , olana olacağa gönüllü olmamız için neler mümkün?

Sen işin değilsin.
Varlığın sadece işinden ibaret değil.
Kendini tanımlarken mesleğini hangi sırada söylediğine bir bak.
İşin dışındaki dünyadaki varlığını görebiliyor musun?
Varlığın … Sıfatların ötesinde… Statü ötesi… Mesai saatlerinden öte… Kendini iş olarak gördüğün her yeri yıkıp yaratımını iptal edelim mi?
” Ben sadece bu konuda iyiyim ” dediğin , diğer yetenekleri , potansiyelini görmeyi reddettiğin, görmezden geldiğin, bildiğini bilmediğin her yer,
Ve tam da burda başarıya yüklediğin tüm anlamlar,
Sana söylenenler,
Ancak o zaman tam olacağına inandığın , illa illa diye tutturduğun ve şuanı, nefesini , varlığını yokettiğin her yer,
Sanki ” o ” olmazsan, yarımmışsın gibi hissettiğin her yer,
” Sen bu konuda çok iyisin ” dediklerinde sadece ordan para kazanmayı seçtiğin, kendini küçülttüğün , daralttığın, birçok gelir olasılığını kapadığın her yer,
Haketmediğini düşündüğün her yer,
O meşhur pasta dilimi realitesini seçtiğin her yer,
Bir gün sonra bambaşka bir meslekle kendine ve dünyaya katkı olacakken her gün her gün her gün katılık yarattığın her yer,
Kendini işinle bir tutup, işin bilincini reddettiğin ve onun dönüşmesine izin vermediğin her yer,
İşi kontrol etmeye çalıştığın her yer.

Belki çalışmak bile sana ait değil.
Zorunda , illa , kesinlikle diye öğretilen her yer – ki burası işin neşesini alır- halbuki konu çalışmak mı, üretmek mi, katkı olmak mı?
Kendin olsaydın , seçeceğin herşey yerine sırf onlar görsün diye, onaylasınlar diye, ispat edebil diye seçtiğin her yer….

Ve şimdi ; işle, senle ilgili şuan bahsettiğim veya bahsetmediğim seni tutan her yeri tüm zaman alan boyut ve realitelerde yıkıp yaratımını iptal edelim mi?
Kendi realiteni keşfetmen için neler mümkün?
Ve şimdi sen sonsuz olasılıklara izin verseydin ne/ neler şekle bürünür ve yoluna çıkardı? Yeni seçtiğin yerde ne hissederdin? O hissin yanında olmaya , hizalanmaya gönüllü müsün?

Kolaylıkla…

Bu zamandan oraya baktığımda gördüğüm;
eğer kişisel gelişime merak saldığım o ilk yıllarda bazılarına göre içsel rehberlik – ego, bazılarına göre zihin – kalp sesi , bazılarına göre algı – bakış açısı denilen kavramların önemini bilseydim sadece buna kanalize olurmuşum.
Hayatı nasıl kolaylaştırdığını idrake geçince anlıyormuş insan. İdrak zamanım bu zamansa baştaki ‘eğer’ i attım çöpe:)

O yüzden ki, seanslarda hep şu sorular vazgeçilmezdir benim için:
” O iş senin hayatına katkı mı? Aklına gelen ilk cevap? “
” İlişkinde mutlu musun? Aklına gelen ilk cevap? “
” O kişiyle çalışmak istiyor musun? Aklına gelen ilk cevap? “

Aklına gelen diye sorarım da aslında o algına gelendir ama öyle desem karışır diye kolaylaştırırım🍀
O ilk gelen kelimeden sonrası işte bakış açılarımız kısmı.
” evet ama…. ” ” Hayır ama… “

Bir de şu olur . ” Bilmem birşey gelmedi aklıma . ” Ya da uzun bekleyişten sonra gelen cevaplar var.
Hiç tutunmadığım , hafif olduğuna inanmadığım ve bu yüzden de orada ne varsa konunun her yerine temas edip tekrar aynı soruyu sorduğum yerler.

Cevap ne olursa olsun, sorumluluk almayı gerektirdiği için, verilen cevaptan sonraki seçim , işte tam orası kişinim kendi gücünü ortaya çıkarır. Hala orda kalmaya devam edecek mi? Yoksa cevaba güvenip özgürleşecek mi???

Eski sayfamda bu konuyu anlamak üzerine bir yazı yazmıştım, ne zaman denk gelirse o zaman paylaşacağım blogda .
Bulamazsam yeniden yazmayı da seçerim eminim.
Bu konu hem çok eğlenceli, hem hafif, hem kolaylaştırıcı , hem de aydınlatıcı.

Rinpoche’ nin dediği gibi zihnin durulma yollarını araştırabilir ve sonra asıl cevaba ulaşabilir ya da o devreye girmeden gelen cevaba güvenmeyi seçebilirsiniz.
Hepsi aynı yola çıkan farklı araçlar.
Hepsi bizim kolaylaştırıcımız.
Neyi seçerseniz o🙏

Bu sabah beni kendi içine çeken bir röportaja denk geldim. Blogumda kayıtlı kalması hepimize katkı olacak gibi hissediyorum.

Milliyet gazetesi yazarı sevgili Buket Aydın’ın , anne babalara koçluk yapan sevgili Tevhide Güzel ile yaptığı röportajın ihtiyacımız olan kısmı…

Yeni doğan bir bebeğin en büyük ihtiyacı nedir?

Yeni doğan bebeğin öncelikle düzene ihtiyacı vardır. 

-Anneler en çok hangi konuda zorlanıyor?

Annelerin en çok zorlandığı konu beslenme, uyku ve davranış. Anne sadece uyku problemi diyor. Benim dikkatimi davranış ve beslenme bozukluğu çekiyor. Birçok defa bu sorun çözüldüğünde uyku da kendiliğinden çözülüyor. Benim için de en keyifli çalışma bu oluyor.

-Türk bebekleri ve yabancıların bebekleri gibi bir ayrım yapılır zaman zaman şakayla karışık.  Neden Türk bebekleri daha çok ağlayıp, sızlanıyor gibi görünüyor sizce?

Türk bebeği ile yabancı bebek arasında en belirgin ve ayırt edici özellik Türk ebeveynin aşırı korumacılığı aslında. Bebeğine şu mesajı veriyor “Sen yapamasın, senin yerine ben yaparım”. Veya büyüklerin “Aman ağlamasın”, “Şu çocuğu ağlatacak ne var? İstediğini ver!” gibi yargılayıcı yaklaşımı. Sonrasını düşünmeden anlık çözümler ve konuşarak sorunu çözmek yerine, susup susup patlamak!
Türk ebeveynin diğer özelliği sevgi ile saygıyı çok zaman karıştırması. Eğer çocuk bağırıyorsa ebeveynine “Beni görün” diyordur. Çocuk hem sevilecek hem saygı duyulacak hem de görülecek bir varlık, bunu unutmamak lazım. 

– “Terrible twos horrible threes” yani 2 ve 3 yaş sendromu eskiden çok bilinen bir şey değildi. Bu şimdiki bebeklere mi özgü?

Eğer bebek ile doğru iletişim kurmadıysanız her dönemi zordur.
0-12 ay bebek bilinçdışı yaşar. Bu dönemde bebek doğa gibidir. Eğer onun ihtiyacı olan düzeni kuramadıysanız bu dönem de zordur. 1 yaşından itibaren bilinç dönemi başlar. Bu dönemde 1-3 yaş bebeğin düşünce yapısı ile yetişkinin düşünce yapısı çok farklıdır. Eğer ebeveyn bunun farkında değilse işte o zaman “ Terrible twos horrible threes” yaşar. Eğer ebeveyn bebeğine gereğinden fazla sorumluluk, sorumsuzluk yüklüyor veya yargılayıcı yaklaşıyorsa bu dönemi kriz olarak yaşarlar. 
Ebeveynlerim ile yaptığım çalışmada eğer bebeğinizin 1-3 yaşını anlayış ile geçirdiyseniz, çocuğunuzun ergenlik dönemini de rahat geçirirsiniz! Ve “Lütfen bebeğinizin yaşam koçu siz olun” derim. 
Bir çocuğun uyku, beslenme, oyun koçu birdir ve o kişi anne-babasıdır. 

-Bazı çocuklar inatla, ne yaparsan yap uyumuyor. Bu huy mu, çocuğun uyutulma tarzıyla ilgili bir hata mı?

Çok güzel bir soru! Aynen birçok anne böyle yaklaşıyor. Kesin yargıyla, etiketle “Bu çocuk inatçı” “Bu çocuk uyumaz”  diyor. Ve çocuk bu dünyaya koşulsuz anne-baba sevgisiyle geldiği için de doğal olarak itaat ediyor. Ebeveynini mutlu etmek ve haklı çıkarmak için uyumuyor ve hatta yemek yemiyor! Halbuki çocuğun varoluşunda kendi kendine uyuma, yemek yeme, hareket etme yeteneği vardır. Bir ebeveyn yargı şapkasını bir kenara bırakıp “Bebeğime nasıl yardımcı olurum?” yaklaşımı ile gelirse işi çok kolaylaşır. Eğer bir ebeveyn “Bu çocuk neden uyumuyor?” yaklaşımı içinde olursa çatışma içinde olur. 

Çocuklarda zaman farklı çalışır ve her çocuğun iç saati hemen hemen aynıdır. Tabii ki uyku süreleri her bebeğe göre değişir. Kimi bebek uzun uyur kimi bebek kısa uyku ile yetinir. 

– Bir bebek neden ağlar? Gerçekten ağlayan bebeği yalnız bırakmak, onunla ilgilenmemek çözüm müdür?

Ağlamak bebeğin iletişim yoludur. Bebek ağlıyorsa konuşuyor demektir. Ve ağlarken beden hareketlerini de katar. Bebek doğduğu an itibariyle kendini anne-babasının bedeninde sakinleştirmeyi öğrenir. Eğer anne sakinse ki çok anne sakin olduğunu söylese de, bebek bilinçdışı yaşadığı için annesinin öfkesini, kızgınlığını, endişesini hepsini çeker. Böyle bir bebeğin sakinleşmesini bekleyemezsiniz. Belki anne çok sakin duruyor olabilir ama kendisinin dahi farkında olmadığı ruh halini bebek çeker ve ağlar. O sebepten annelere “Derin nefes alıp, verin hatta meditasyon yapın” derim. Bebeğe en iyi gelen şey annenin nefes alıp vermesidir. Ağlayan bebeği yalnız bırakmak kadar yıkıcı bir şey yok! Bir bebeği ağlarken yalnız bırakmak, bebeğe dokunmamak, var oluşunu yok saymaktır. Bebek özellikle belirsiz ağladığında annenin sadece bebeğini kucağında tutması veya sessizce “buradayım, seninleyim” hissini dokunarak, temas ile vermesi yeterlidir.

“Disiplin özgürlüktür, değerli bir armağandır”

-Disiplin gaddarlık gibi geliyor ailelere ama sınırların bebek doğar doğmaz çizilmesi gerekiyor. Doğru mu?

Kesinlikle doğru bebek sınırlar içinde kendini güvende hisseder ve en önemlisi sevildiğini bilir. Disiplin özgürlüktür. Daha önce de belirttiğim gibi; çocuğun beyin yapısı ile yetişkininki farklı. Çocuk “Sağlam sınırım var ve ben seviliyorum” der. Ne yazık ki ebeveynler sınırı zorbalık ve çocuğun özgürlüğünü elinden almak olarak değerlendiriyor. Disiplin bir çocuğa sunulan değerli bir armağandır. Disiplin saygıdır. Çocuğun alanıdır

-Çocuk yemek yesin diye tabletten çizgi film açmak ne kadar doğru? 

Bir bebeğin kendi kendine yemek yemesi onun yeteneğini ve farkındalığını yükseltir. Yediği gıdanın bedeniyle uyumlanması ve bilinçli olarak ne yediğini bilmesi için yemeğe dokunması ve bağ kurması ile gerçekleşir. Bir şeyler izleterek yemek yedirmek o kişiye “Sen beceriksizsin! Yapamazsın!” hissini verdirir ve bir süre sonra bebek de keşfetmeyi, yaratıcılığını kullanmayı bırakır. Monotonlaşır! Çocuk sahip olduğu neşe ve mutluluk gibi değerleri duyumsamaz. Gerçek farkındalıkla yemek yemek mutluluktur. Sizce hangisi daha kıymetli? Bir kase çorbayı mideye dökmek mi? Yoksa yarım kase çorbayı farkındalıkla yemek mi?

 “Bebeğe 0-3 ay kesinlikle kucak gerek ”

-Bebeğinizi kucağınıza almaktan çekinmeyin diyorsunuz ama bize tam tersi söylenir hep…

Bebeğe 0-3 ay kesinlikle kucak gerekir çünkü bebeğin sinir sistemi kucakta gelişir. Tabii ki 24 saat kucağınızda taşıyın demiyorum ama beslenme sırasında ve ağlıyorsa kucağınıza alın, coşkulu alın lütfen! Kucağa alışır korkusuyla aldığınızda bunu bebek de hisseder. Ve bu bir bebek için çok acı bir duygu olmalı!

-Saçını süpürge etmeden de rahatça çocuk yetiştirmek mümkün mü?

Evinizdeki bir çiçeğe bile emek veriyorsunuz. Onun ihtiyacına göre suluyorsunuz, aldığı güneşe dikkat ediyorsunuz, gerektiğinde toprağını, saksısını değiştiriyorsunuz. Bir insan yetiştirmek elbette emek işi, yeri geldiğinde fedakarlık da gerektirir. Bebeklerin mizaçları farklıdır. Ancak bebeğin mizacı dışında büyük bir etken var burada. Çocuk büyütmek herkesin kendi yolculuğu aslında… Tamamen aynı özelliklerde iki çocuk hayal edelim ve bu çocukların anneleri de tamamen aynı emeği vermiş olsun. Bir anne “Saçımı süpürge ettim, kendi hayatımdan vazgeçtim” derken diğeri verdiği emek için mutlu olabilir, yaptığı fedakârlıklar onu mutlu edebilir. Biz hayata nasıl bakıyoruz, nasıl yaşıyoruz bu da önemli bir nokta.

……

Ne güzel aktarmış değil mi ? Katılan , katılmayan olacaktır eminim. Bil bilen böyle diyor , deneyimler farklı olabiliyor.

Şifa olsun, katkı olsun.

Sevgilerle,

 

Hayata yeni bir anlam kat sen de…

Çoğu sohbetin geldiği yer ‘ zor be hayat , çok zor ‘ cümlesi olduğu için yazıyorum bunları. 

Hayatı sen hangi sıfatla karşılıyorsun? Senin hayat tanımın ne?

81671

***Hayat karmaşası                  ***Hayat yolculuğu
***Hayatın çilesi                         ***Renkli hayat
***Hayat koşuşturması            ***Hayat zor!!!!…

 

Neyle çıkarsan yola onunla devam ediyor ömrün. Seni yoracak kelimeleri farkındasın değil mi? Bunlarla zihnini meşgul etmektense şimdi hayatın kolay, keyifli olduğunu deneyimlemeye niyet et . Yaptığın her işte, attığın her adımda kolaylığı görmeyi dene. Biliyorum başlangıçta biraz tümsekler çıkabilir karşına ama eminim birkaç düşünce denemesi , birkaç farklı , farkındalıklı adım sonrasında senin için de değişecek herşey. Düşüncelerin değiştikçe karşına çıkanlar da değişecek. Adım adım , yavaş yavaş…

Çile, şansızlık gibi anlamlar yüklersen yaşadıklarına, esas anlamdan şaşarsın. Şaşmak yerine asıl mesajı anlasan ne de hafif ilerler yolun değil mi?
Bu, senin hayat tanımın. Herkesin bir deneyimi var ve herkes bu deneyimi yaşıyor.Eylemlerdeki söylemlerinden bahsediyorum hayat tanımını değiştirmeni isterken. herkesin muhteşem bir hayatı olduğundan, herkesin kolay bir hayatı olduğundan bahsetmiyorum. Açlık yaşayanları , evsizleri, uzun süreçli hastalıkla karşılaşan insanları biliyoruz ve bu da onların deneyimi.

*******************************————————————–*******************************************
Benim için de hayatın tarifi zor olduğu yönündeydi önceleri. Benim de konuşmalarım ya zorluğa dair oluyordu ya da zor diyenleri onaylamakla geçiyordu . Hatta ispata yöneliyorsun böyle anlarda, haklı sebeplerin var gibi ; ‘ Zor değil de ne? ‘diye. Sonra bir baktım ağırlaştıkça ağırlaşıyor herşey. Bir kelimeyle değişir mi derseniz aslında en önemli adımlardan biriydi ağzımdan çıkanlar, bunu biliyorum. Sonra yavaş yavaş hayatımda kolaylığın yerini alacağına çok inanmıştım ve aldı da .Peki hiç mi aklıma gelmiyor ya da zorlandığım yerler olmuyor mu ? Tabi ki oluyor. Tıkandığım yerlerde önce şu ana dönüyorum, sonra kolaylıkla olmasına niyet ediyorum ve daha kolay olması için ben ne yapabilirim buna odaklanıyorum.
^^Artık benim için hayat sadece farkındalık dolu ,deneyim dolu bir yolculuk. Yolum , yol arkadaşlarım ,takıldığım taşlar ve tümsekler hepsi olması gerektiği yerde ve olması gerektiği gibi.^^

life-is-beautiful-wallpaper-2
Sen de sıkça tekrar ediyorsan bunu, her ne yapıyorsan sonunda ne kadar kolay olduğunu hatırlat kendine.Tamda bir yerlerde ‘zor‘ diyecekken yakala kendini ve susmayı dene.Hala kolay gelmiyor olabilir, daha yolun başında olabilirsin, bilincin bunu reddediyor olabilir . Ama yine de dene söylememeyi.
Başka bir tanımsa senin ki ve özgürleştirici değilse, tam tersi iyileştirici bir kelime ile değiştir tarifini.
Kendine bir yol geliştir ve zaman tanı kendine. Dene, boz , tekrar başla, tekrar dene, pes etme . İstersen yapabilirsin biliyorsun.

Dönüşüm istikrar ister.

Eda ÖZGÜLER