Etiket

Kişiselgelişim

Browsing

Farkedebilirim önce.
En çok hangi cümleleri söylüyorum ona hata yaptığında, başarısız hissetiğinde, ağladığında, öfkelendiğinde, üzüldüğünde, düştüğünde?
Anlayabiliyor muyum onu?
Geçiştirmeye mi çalışıyorum yoksa?
Ağlamasın diye, önemsemesin diye hemen bir çırpıda geçsin diye.
O halini sarabiliyor muyum?
Kabul edebiliyor muyum onu öyle her haliyle?
İnsana dair olan her şeye hakkı olduğunu önce ben biliyor muyum?
Hata yapılabilir, canın yanınca ağlanabilir, insan üzülebilir, bazen beceremeyebilinir.
Hepsine hakkı olduğunu biliyor muyum?
Yoksa -meli, malı larım, zorunlu, şart kıldıklarım mı var?
” Tabi ki dikkatli olmalı. ”
” Başarılı olmak zorunda, hayatta başka türlü ayakta kalamaz… ”
” Ben ona gerçekleri öğretmeye çalışıyorum, hayatı öğrensin şimdiden. ”

Farkedebilirim sonra.
Benim içimde dönen cümleleri duymayı, bakışları görmeyi seçebilirim.
En çok hangi cümleleri söylüyorum kendime hata yaptığımda, başarısız hissetiğimde, ağladığımda, üzüldüğümde, düştüğümde?
Ne hissediyorum?
Sonrası aynı işte.
Ben bu iç sesi nereden geliştirdim acaba?
Kimden duydum bunları?
Gerçek mi?
Bana iyi geldi mi?
Şu an ki hayatıma katkı mı?

Sonraaaa gelebilirim şuraya.
Suçlamaların, kurban olmanın ötesinde bir yer var.
Yetişkin olma sorumluluğumu aldığım bir yer.
Yaralarımı artık kendim onarabilirim.
Birlikte büyüdüğüm herkes de birilerinin yanında büyüdü. Bu bir zincir. Onlar da o zincirin halkası. Bu onların bakış açısıydı. Ve çoğu bildiklerinin en iyisini yapmaya çalıştılar.
Büyüdüm.
Ben büyüdüm.
Kendim yapabilirim, deneyebilirim.
Kendim yeni gerçekler yaratabilir ve onlara bakabilirim.
Ve oralara şefkat gösterebilirim.
A aaa bir de bakmışım ki, çocuğuma olan seslerim de değişiyor.
Ne güzel.

Bilelim ki; çocuğumuzun yetişkinlikteki iç sesi sadece ona söylediğimiz cümlelerden olmayacak, bir de bizim kendimize söylediğimiz seslerden oluşacak.
Ona neler duyurmak isterdim?

Kendim üzerine, en çok kendim üzerine çalışabilirim.
Bu bize iyi gelebilir.
Yeni bir dil bulabiliriz.
Şefkatli.
Birlikte, el ele, kalp kalbe.
Kolaylıkla.

Yakın zamanda bir arkadaşım, çocuğunun iştahsızlığından bahsetti ve önerimi sordu.
Çocuk doktoru değilim, bu konuda bir uzmanlığım da yok. Benin dilim her bireyi, kendi dünyasından tanımaya, anlamaya çalışmak o kadar.
Biz güzel güzel anne-anne sohbetine başladık. Fakat bir yerden sonra başka bir şeyler açığa çıkmaya başladı. En iyi bildiğim ve yaptığım şeylerden biri koçluksa, bir kaç soruyla konunun tam olarak ne olduğuna bakmanın tam zamanıydı sanki.
Doktoru sağlıklı olduğunu söylüyor, anne sağlıklı olduğunu görüyor. Devam ettikçe konuşma, ne çok şeyi sevdiğini ve yediğini bile farkediyor anne hatta:))
Ve sonunda esas yere ulaştık. Konu şuydu; Çocuğu zayıftı ve yakınındaki bir kaç kişi çocuğunun kilosundan memnun değildi.
” Bi’ beğendiremedim kilosunu…”
Dışarıda görünen zorlanmanın içeride karşılığı başka, bambaşka.
Konu çocuk değil, konu iştah da değil.
İspat çabalarımız ( iyi anne, başarılı anne… ) , kabul görme – onaylanma ihtiyaçlarımız – öğrenilmiş anne şekilleri, idealize edilmiş çocuk şekilleri veya kendi çocukluğumuz… Herkeste karşılığı farklı.
Konu, eleştirilmek de değil. Yoldan geçen bile eleştiriyor ebeveyni canı isterse. Önemli olan bu eleştiridr bana ne oluyor? Ne yapıyorum? Ne hissediyorum? Kendimi yanlış, onu doğru mu yapıyorum her seferinde?

Genelde / bazen böyle olur, seans alanlar bilir.
Bir sonuçla gelirsiniz, konuda derinleştikçe, esas konu ve sonuç arasında epey mesafe çıkabilir.
Yeter ki kaynağa erişelim. ” Burada ne oluyor? Görünenin ötesinde ne oluyor? ”
Başka hiç bir şey konuşmaya ve yapmaya gerek kalmayabilir bu noktadan sonra.
İnsan neyi neden yaptığını bi’ farketsin – sonrası öyle hafiflik ki.
Ama insan, bir sonuca takılıp kaldıysa, ardında ne olduğunu göremeyebilir.
Neyi neden yaptığını anlayamayabilir.
Destek almak değerli bu noktada.

Belki sizin de şu an yaşadığınız bir döngü varsa kıramadığınız, acaba burada gerçekten ne oluyor, burada size ne oluyor? Ne hissediyorsunuz ve isteğiniz ne? diye bakabilirsiniz.
Görmek, ifade etmek bazen kolay olmayabilir.
Yeter ki gönüllü olun görmeye.
Belki kendi başınıza, belki destekle çıkın oradan.
Sancıları uzatmamak da bir seçim.
Seçin.
Dilerim.

Şunu belirtmek isterim: Yazıyı annenin iznini alarak paylaştım. İkinci önemli konu, bahsettiğimiz çocuğun yaşı tam da birey olduğunu algıladığı dönem, buralarda yemek seçmek zaten normal – bence hep normal 🙂 Ve son olarak, eğer konuşmanın içeriğinde çocuğa dair bir şey farketseydim, konu çocuk olsaydı gerçekten, o zaman koçluk biter ve gerekli yönlendirme yapardım.

Hayaline, seçimine yaklaşırken bir ses gelir en yüksek tonda; ” Ya bırak böyle şeyleri. Hem yapacaksın da n’olacak? Olunca rahatlayacak mısın? Aradığın bu değil bence. İyisin işte böyle. Değişme. Kal burda…”
Buralara inanmamız an meselesi.
” Evet ya, haklı. “
Yok oraya gitme:)
Duy da inanma:)
Bu ses, tek konusu hayatta kalmak olan, değişimden korkan ( onun için ölüm gibi bu ) , güvendiği o bildiği yerde kalmak isteyen parçan.
İçimizdeki seslerden biri.
Egon.
Ve güzel bir haber:
O sesi duyunca sevin 🙂
Hem de çok sevin.
Bu şu demek: Hayalinin kapısını açmana ramak kaldı. Ve ben korkuyorum.
Çünkü eğer seçmemiş, yaklaşmamız olsaydın, hiç böyle bir ses duymazdın. İçinde korku olmazdı. Senaryolar olmazdı. O zaman ego seçmediğini bilecek ve ” konuşmama gerek bile yok, şu an zaten ortada panik yapacak bir şey yok. ” diyecekti 🙂
İşte tam bu yüzden o ses doğduysa doğru yoldasın.
Ağlayabilirsin:)
Mutluluktan…
Sonra korkabilirsin de.
Bu normal.
Hepsi normal.
Öyle yaklaştın.
Öyle hazırsın işte.
Artık gerçekleşebilmesi de an meselesi.
O yüzden yazarım ya ara ara, korkunu yok edip yola çıkmaya çalışmaaaa. Beyhude çaba.
Korkunla el ele ilerlemenin bir çok yolu var.
Onu bul.
Bu sesi yanına alıp devam edebilir misin?
Bunu normal kabul edebilir misin?
Bu sesi kendinden, seçiminden büyük yapmadan ve yok saymadan, onu bilerek, duyarak ilerleyebilir misin?
Konumuz bu.
Yapabilirsin bence.
Ne dersin?
Kolaylıkla.

İçinizde yankısı büyük mü bu cümlenin?
Sizde karşılığı var mı?
En çok kimden duyduğunuzu sormayacağım çünkü 1 kişi olmayabilir, kollektif bilinçte yer alan bir cümle. Bu doğru da olabilir, önemli olan bunu duyduğumuzda nasıl bir bakış açısı yarattık? İhtimal mi, kesinlik mi? İspat mı, olağan mı?

Bu cümle bize hayatın içinde her şeyin olduğu ve her şeyin içinde de tümsekler, noksanlıklar olabileceği bakış açısını yaratıyorsa, konuşma şöyle olur: ” Her şey yolunda, ufak tefek şeyler oluyor ama genel olarak yolunda, hayat işte, hepsi olur ve geçer. “

İzleyin hayatınızı.
Dinleyin içeride anlatılan hikayeyi.
👉 Herşey tam yoluna girerken mutlaka bir konuda problem çıkıyor ve ” heh işte bekliyordum” diyor musunuz?
Bunun bir adım öncesinde;
👉 ” Şimdi bakalım ne çıkacak, imkansız ki böyle sürmesi. Hayat böyle bir şey değil ki. ” diye başlayan cümleler var mı dilinizde?
Ya da;
👉 ” Her şey güzel de şu iş konusunda bir türlü ilerleyemiyorum. “
👉 ” Bir aşktan gülmedi yüzüm, hayatımdaki her şey tamam bi’ o eksik. “
diyor musunuz?
Bu sözü hayatında gerçek kılmaya çalışanlarla konuşma şöyle geçer:
– Şu an bahsettiğin konu dönüşseydi 1 ay sonra hayatın nasıl olurdu, sen nasıl olurdun?
– Ay mis gibi olurdu, çok mutlu olurdum.
– Peki 6 ay sonra?
– Hala iyi olurdum.
– 1 yıl sonraya gider misin?
– Kesin bir şey çıkardı. Yine bir sorunla uğraşıyor olurdum. Rahat durmam çünkü…

Belki konu rahat durmamak değildir de, sadece bu söze güç vermektir. ( Altında problem yaratmak ve çözmek sevdası da yatabilir, aksilikler hep beni bulur bakış açısı da olabilir, bazen hepsi birden de olabilir:) )

Tüm bunları bilerek mi yapıyoruz?
Sanırım asla.
Bu sadece geçmişte duyduğumuz, söyleyeni haklı kıldığımız bakış açısının yarattığı gerçekliğimiz. Başka türlüsünü mümkün kılamıyoruz.
Her şeyin içinde, hayatın içinde bir şeyin eksikliğine odaklanıp, büyütüp delil yaratıyor olabiliriz.
Ve bir kez fark etmeyi, görmeyi seçersek de dönüştürebiliriz.
” Evet ya, neden dört dörtlük olmasın ki… “
Önümüze gelen irili ufaklı olaylara / durumlara ” wooow bu büyük bir problem ” demeden önce bir bakabiliriz.
” Bunu hayata / her şeye dair bakış açım söyletiyor olabilir mi? “

Kolaylıklar❤

Kontrol mü?
O da ne?
Gerçekten var mı bu?
Bana kontrol edebildiklerini sayar mısın ?
Varsa da gücü ( konuda ) diğerine verince , o gücünü yitirmez mi , bu daha kolay değil mi sanki?
Hem ağır bir kelime değil mi o?
Farkında olmak, eşlik etmek ya da gücü ona vermemek varken… Kendinden büyük yaptığını görebiliyor musun? Bir duyguyu kendinden büyük yapıyorsun. Bir kişiyi kendinden büyük yapıyorsun. Bir konuyu kendinden büyük yapıyorsun ya da bir işi. Sonra kontrol ederek ” küçüldüm ” ben diyorsun. Çünkü edemiyorsun. O var, o geliyor, o oluyor, olmaya devam ediyor. Gücü terse çevir ve,
Bırak… ( ben de tam burdan geçiyorum )
Ve sor o kontrol dediğin yere ;
Eğer serbest bıraksaydım ve onu kontrol etmekten vazgeçseydim benim için daha fazla alan yaratabilecek olan neyi seçerdim?

Öfke kontrolüne de küçücük değineyim yeri gelmişken , kontrol konusu açılınca soranlar oluyor. Bir duyguyu kontrol etmek yerine, görmek , gözlemlemek, kaynağına dönmek belki de , içinden geçmek; işte o zaman farkındalık gelir. Öfke duygudur. Normaldir de. Kontrol direnç yaratır. Direnç ağırlık verir. Direnilen sıkıştırır. Sıkıştıran da nefes aldırmaz . Sonra gelir kendini yaşatmayı seçer tekrar tekrar sende. Çünkü ev sahibi muamelesi gördüğünü bilir.

Bir de nefs kontrolü var ki ona ayrı olarak değinirim belki bir gün🍀

Kendine yatırım yaptığın sırada senin de aklına hemen çevrene bunu anlatmak, onların da değişmesini istemek , yardım etmek geliyor mu? Bugünün konusuydu bu. Niyet ne kadar güzel olsa da , hep dediğimiz gibi, talep edilmeden yapılan şey sana göre iyilik. Sana, ona katkı olacak gibi gelirken, karşı taraf buna hazır bile olmayabilir. Hepimiz kendimizi bir yerde ‘ kurtarıcı ‘ ilan ediyoruz ya , bu gerçekten bizim işimiz mi? Ve biliyor musun her onu kurtarmayı düşündüğünde, onu kendine hapsediyorsun ve her seferinde onu anlamak için sen de onun frekansına düşüyorsun. O zaman sen de ne kadar dönüşmüş oluyorsun ? .

İlham kaynağı olsaydık, sadece insanlar bizden destek istediğinde ( hafif geliyorsa ) destek olmayı ( keyfimize göre ) seçseydik nasıl olurdu? .

He bir de şey demelerimiz var ya : ” Bence o da yardım istiyor da söyleyemiyor ! ” Bırakalım söylesin olur mu ? Kendimizi büyütüp onun enerjisini küçültmeyelim. Kişinin – varsa – imalarını kendi işimize geldiği gibi algılamak yine bizim bakış açımız:) Dileyen söylesin…. Ve bırakın gerekirse, seçerse o da profesyonel destek alabilir.

Etraftan bu konuda elimizi çekebilelim kolaylıkla. Eğer  mesleğiniz hizmetse daha da bir özen gösterebiliriz bu konuya.

İçsel motivasyonu kuramama sebeplerimizden biri belki de en önemlisi ” neden ” bunu istediğimiz konusunda netleşemememiz.
” Çok istiyorum ” . Bu cümle yeterli gelmiyor değil mi?
Güçlü nedenler bulun, en az 20 tane nedeniniz içinde güçlü 2 nedeniniz olsun. Ve bu 2 madde sizi hedefe yaklaştıracak güçte olsun.
” İstiyorum çünkü…. ” diye başlayan cümleleriniz sizi tatmin etmiyorsa bu sizin isteğiniz mi, yoksa bir ispat mı diye bakın, farkedin.
Belki gördüğünüz herkes yapıyor diye yapmak istiyor olabilirsiniz. Belki sadece onların gözünde ” birşey ” olmak için yapmak istiyor da olabilirsiniz. Bu gerçek bir istek mi?

Başladıysanız hedefe yürümeye yolda da motivasyonunuzu kaybedebilirsiniz.
Güçlü nedenlerinizin yanına bir de şunu ekleyin. Hedefinizi açık yüreklilikte paylaşabileceğiniz, yargıdan işlemeyen, hatta sizinle benzer hedefi de olabilir , olmayadabilir, 1 ya da birkaç arkadaşınız olsun yanınızda. Bir-liğin gücünden faydalanabilirsiniz. Bu öylesine anlamlı ve etkili ki, bu grupları hep çok sevmişimdir . Canım kolaylaştırıcılarımız. Hepimiz birbirimize katkıyız burayı değerli kılarsak.

Yola neden çıktığını, yola neden devam ettiğini bilirsen herşeyin senin kararın için beklediğini göreceksin. Yeter ki kapıyı açmayı seç. Yeter ki yürü. Yürü. Yürümeyi seç. Koşmadan , telaşa kapılmadan ve birlikte.

Yaklaşık 1 aydır takıntı boyutunda evi toparlama halindeyim. Ama temizleme hali değil bu, sürekli dağınıklığı toparlama hali.
Hele evde bir çocuk varken düşünün halimi:)
Tüm sorumluluklar dışında tüm gücümü buna verdiğimi tahmini 2 hafta önce farkettim. Ama devam ettim. İzin verdim bu toparlama hali birşey yapıyor belli. Temizlik takıntısı, corona, can sıkıntısı olmadığı kesin.
Ve bu ben değilim.
Hiçbir zaman kendimi böyle görmedim.
Burda ne oluyor?
Ev hayattır. Evi topladıkça hayatımı toparlamaya çalışan bir sistem içeride işlemeye başlamış meğerse:)
Hayatımdaki düzeni oluşturmaya ev üzerinden başlamışım. 2 gün önce akşam salonda oyuncaklar darmadağın dururken ” yarın toplarım kalsın ” dediğimde ” ahaa ” anı geldi:)
İçeride taşlar yerine oturuyor demek ki.
Hayatımda bir şeyler dönüşüyor ve istediğim yere doğru yolculuk başladı demek ki.
Bundan daha iyi nasıl olur?
Dün koltukta otururken dağınıklığa bakıp güldüm.
Artık ihtiyaç hissetmiyorum deli gibi herşeyin yerli yerinde durmasına.
Bu öyle güzel ki…
Bu sistem.
Herşey.

Hayatı okumak, bedeni okumak, eylemleri okumak bu dünyada benim için mucizevi.
Hayatın anlamı, keşif, farkında olmak…
Arasındaki bağlantıyı bir kere keşfettiğinizde kapısını açtığınız dünya derin. İnancımı artıran, beni Allaha sonsuz yaklaştıran, hayata yaklaştıran bir yer.

Ne zaman ki siz de bunları farkederseniz durun ve bakın.
Ne var burada?
Mesela yatak odası kendinizle ilişkinizi ve ilişkinizi anlatır.
Mutfak bolluğunuzu, bereketi.
Salon hayatınızın genelini.
Ne vakit sağlıkla ilgili bir dönüşüm içindeyseniz kendinizi suyla fazla haşır neşir bulabilirsiniz ya da sürekli bir dürtü ” buzdolabını mı temizlesem? ” 🙂
Ne vakit fazla eşyaları, giysileri çıkarmaya başlamak geçer içinizden, hayatınızda göndermek istediğiniz başka şeyler de vardır eşyalar dışında.
Bunu okumak hoşunuza giderse, farkında olduğunuz her an izin verin.
Onarım, arınma illa konunun kendi üzerinden olmaz. Genelde kendi üzerinden olmaz:)
Akış ve akışa izin vermek.
Nereden gelirse oradan.
Sonrası hafiflik.
Gelsin hayat bildiği gibi:)

” Hayır ” diyemiyorum.

” Birileri derdini anlatmak için hep beni seçiyor , dinlemek istemiyorum. Çünkü sonra çok ağırlaşıyorum. “
” İstemediğim şeyleri sırf onlar üzülmesin diye yapıyorum, tamam diyorum.”
” Hayatım hakkında yorum yapılmasını istemiyorum. Ama yapıyorlar. “
” Korkularımla dalga geçilmesini istemiyorum. Ama durduramıyorum. “
” Patronum bağırdığında buna hakkı olmadığını söyleyemiyorum , çekip gidemiyorum, sonra kendime çok kızıyorum. “

O kadar çok cümlesi var ki bu konunun ve hepimizin ” hayır ” diyememe sebepleri bambaşka. O yüzden şuradan yaklaşmayı seçtim.
” Hayır ” demediğiniz bir sahneyi , deneyimi hatırlayın. Gözlerinizi kapatın ve bedeninizde olan bitene bakın. Neler oluyor orda? Ne hissediyorsunuz ? Bu duygunun bir adı var bedeninizde, o duygu ne?

Şimdi , eğer ” hayır ” deseydiniz kısmına bir bakın.
Burada en büyük korkunuz ne?
Ne olmasından korkuyorsunuz?
” Evet ” demekte sevdiğiniz ne var? Buradaki kazancınız ne, gerçek?

Sadece bakın, gözlemleyin.
Tabii burada çok genel yerinden bakıp sorular yazıyorum ve biliyorum ki özellikle yazarsanız kazançlarınızı, korkularınızı bulma olasılığınız yüksek. Çünkü hepsi bedeninizde kayıtlı. Belki geçmiş bir deneyimi referans alıyor olabilirsiniz.
Bireysel çalışmalarda özellikle bu konu ile adım adım tam da böyle gidiyoruz. ” Bana ne oluyor? “
Eğer burdaki kazançlarınızı farkederseniz ve değerinizi alıp kabul ederseniz ve o ağır olan hisse girmemeye , hafif olanda kalmanın her haline gönüllü olursanız , minik minik öğrenmeye başlıyorsunuz, başlıyoruz.

Bazen de ” hayır ” demek kolay oluyor da sonrasında saatlerce onun getirdikleriyle yaşamak zor oluyor. Burda yine aynı yere gelin. Burdaki duygu ne? Saatlerce hissettiğim bu şey ne?
Bana ne oluyor?
Yargıya gitmeden duygunuzu tanımlayın.

Her duygu tanımlamanız da bir rahatlama hissedebilirsiniz. Bu muhteşem bir şey. Çünkü o duygunun yüzüne bakmak asıl zorlayıcı olan. Adı çıktı mı bir kere dilinizden , yüzüne bakmak kolaylaşıyor.

Ve soralım👇
” Hayır ” demekle ilgili, sınırlarımı belirtmekle ilgili neye gönüllü değilim? Eğer gönüllü olsaydım hayatım nasıl olurdu? Ben kim olurdum ? Kendimi , bedenimi onurlandırmayı seçseydim hayatım neye benzerdi? Kendi değerimi % 100 alıp kabul etmem için sonsuz olasılıklar nelerdir ? Neşeyle ve kolaylıkla ben ve bedenim hangi enerji alan bilinç ve seçim olabiliriz ki sınırlarımızı keşfedelim, hayatın her yerinden hafif olandan işlev görelim , bunun için neler mümkün?
Sırf uyumlu olayım, görüneyim diye, sevileyim diye, kötü olmayalım, kötü görünmeyeyim diye , herkes benden iyi bahsetsin kendim olmadığım, kendim olmaya izin vermediğim her yeri yıkıp yaratımını iptal ediyorum.”

İşte bu kadar. Sorun ve bırakın.

Kolaylıkla dönüşsün.

Şimdi tüm bakış açılarını ve tanımları bıraksan, tüm geçmiş deneyimlerinden geçsen ve gelsen bugüne , hemen şimdi nasıl bir birlikteliği seçersin, ne hissetmek istersin?
Ya sadece kendin olman , kendine alan açman ve izin vermen yeterliyse bunun için? .

Bir birlikteliğin olduğu anda neyi kaybedeceğinden korkuyorsun, gerçek ?
Özgürlük mü?

” Sorumluluk almak istemiyorum ” diyenler var çokça.
Başkasını yüklenmenin değeri ne o halde ?
Sadece düşün…
Sen kendi sorumluluğunu almaya gönüllü olsaydın sadece , bu neler yaratırdı?
Yoksa haketmemek mi? O kadar da çok sevileceğine inanmamak mı? Alıp kabul etmeye gönüllü olmadığın o şey ne?

Gördüğün tüm ilişkilerden çıkardığın tüm sonuçlar,
Sevmeye ve sevilmeye gönüllü olmadığın her yer,
Beni iyisi bulmaz dediğin her yer,
Aynı hikayeyi tekrar tekrar yaşamayı seçtiğin her yer,
Erkekler ve kadınlar hakkında tüm genellemelerin,
Kendini değer görmediğin her yer,
Kendini annenin / babanın kaderiyle eşdeğer tuttuğun her yer.
Hepsini iptal edelim mi?
Eğer aşk haline gönüllü olsaydın bu ne yaratırdı?
Şekilsiz , tanımsız.
” O değişmediği sürece bu ilişki olmaz , yürümez. ” ” Eğer o şöyle olsaydı bizim ilişkimiz şahane ilerlerdi ” diye diye kendi sorumluluğunu almadığın, neşeyi sevgiyi kendinden ayırdığın, kendi gücünü başkasına devrettiğin, onun varlığını ve yokluğunu hayati kıldığın ve böylece aşka izin vermediğin tüm tutsaklarını yıkıp yaratımını iptal edelim mi?
Sırf uyumlu , başarılı görünmek adına nasıl bir düzeni devam ettiriyorsun ? Öyle ya, uzun ilişki başarıdır gibi söylendi bize bir yerlerde. İlişki bitince kaybetmişiz gibi göründü dışarıdan , öyle gibi baktılar. Bir de beceremedi ilan edilmelerimiz oldu sonra.
Herşey göründüğünün tersidir ve hiçbirşey göründüğünün tersi değildir.

O halde soralım:

Hayallerimden de öte neşeli, tanımsız, eğlenceli, değer kattığımız, kendimiz olmaya alan açtığımız, irrasyonel bir ilişkinin ortaya çıkması için neler mümkün?