Etiket

motivasyon

Browsing

–  Mesleğiniz nedir?

Şöyle sorulsaydı ya:
– Dünyaya olduğunuz katkı nedir?

Mesleğinizin ismini söylemek yerine , olduğunuz katkıyı söylemeyi seçseydiniz?
Hepimiz işimize günün bir bölümünü ayırıyoruz. Bazılarımız neredeyse tüm gün bazılarımız yarım gün ya da daha az. Bir katkımız olduğu kesin.
Gerçekten aslında ne yapıyorsunuz? İşte tam orada kattığınız bir değer var , farklı olan birşey, size ait, sizin cümlenizle.
Misyonunuz.
Bu öyle değerli ki…
Doktorsanız ‘ tedavi etmek ‘ hemşireyseniz ‘ bakım vermek ‘ koçsanız ‘ seans yapmak ‘ , ev hanımıysanız ‘ yemek yapmak anneyseniz ‘ çocuk bakmak ‘ değil. Ötesi. Gerçekten ne yapıyorsunuz?
Anlam yüklemek…
Eğer daha önce hiç buradan bakmadıysanız , o zaman…
Tüm anlamlar değişebilir.

Ve hatta , çalışmıyor bile olsanız bu dünyada ne yapıyorsunuz?

Korkunun kaybolmasına enerjimi harcamak yerine ona bakış açımı değiştirmeyi seçsem hayatım nasıl olurdu?

Korkuyu korkunç kılmak yerine normal, olabilir kılmak.

Çünkü insan korkabilir. Bu duygu dünyaya eklendiyse bir sebebi vardır . Yani yaşam kalitemi düşürmüyor , yaşam mücadelesi haline gelmiyor ve iyilik halimi genel anlamda devam ettirebiliyorsam , o yanımda kalabilir. Hatta bazı yerlerde varlığı doğru yolda olduğumu gösterebilir seçimlerimde.
Kaybetme korkusu da son zamanlarda korkuların içinden bolca duyduğum. İnsan dostunun desteğini kaybetmekten korkabilir değil mi? Ailesinin ölümünden de korkabilir, evladına birşey olmasından da , sevgilisini kaybetmekten de , işini değiştirirken de korku duyabilir. Ne kadar insani değil mi? Tekrar ediyorum. Bu hal yaşam kalitemi yüksek oranda etkilemiyorsa öyle normal ki. Kendimizi anormal , yanlış , berbat kılmak için en çok kullandığımız kelime kendisi. Bazen de adım atmamak için sağlam bir kılıf:)
Bunlar hep ego oyunları:) Korkunun bize bir bakış açısı yok da bizim ona karşı ne çok bakış açımız var…

E bu normalse , şimdi gücümü elime alıp onun elini kendim tutabilirim. Sırtımı dönmek ve karşıma almak yerine yanıma alabilirim.
Normalim. İnsanım. Hepsi gelir, hepsi geçer. Gelir , bekler, geçer gider. Bazen kalır, uzun kalırsa yüzüne bakabilirim. Destek de alabilirim.
Bu da normal.
Şimdi buralara bakıp ne ölçüde etkiliyor, oyunu ben mi yaratıyorum yoksa eşlik etmesine izin mi vermiyorum diye bir bakalım mı?
Kolaylık olsun diye tüm yazdıklarım. Zor yollarını hepimiz az çok biliyoruz değil mi?

İste olsun, seç gelsin, olmadı mı değiştir, yeniden iste, boşluğu hemen doldur …. Derken derken , bunları okudukça bir karışıklık oluyor belli ki. .

Ya o sıra canımız hiçbir şey istemek istemiyorsa? …. Nasıl da normal, nasıl da insanlık hali … Şuan ki o konfor alanı dediğimiz bilindik yeri bi’ alıp kabul edebilir misin orda ? Varolanları görebilir misin ve tadını çıkarabilir misin deneyimlerinin ? O planladığın ya da hayalini kurduğun yerden beklentini çekip ana gelebilir misin? Ki bu da hiçbir şey yapmama seçimidir:)

Hiçbir şey yapmamak nasıl olur ki senin için? Hiç buranın tadına baktın mı? Bunu okuduğunda neler geçiyor zihninden? Bedenin nasıl tepki veriyor buna? Nefes alıyorsun ya, yaşıyorsun ya, bu yetiyor mu? Yaşamak , kocaman birşey yapmak işte… Yapmak-tan olma-ya geçme hali hatta. Bunu görmek yerine elimizi hep ileride neyi yakalayabilirim’den çekmediğimiz ne çok an var değil mi? Halbuki gelsek bi’ buraya. Şimdi ki ben’e. Elle tutulur olana, gözle görülür olana, bedenle bilinir olana. İşte burayı beslesek nefesimizle , ritmimizle , gülüşümüzle, ufak dokunuştan anladığımızla. Belki bir süre de böyle olmak iyidir he ne dersin? 

Bir bakıyoruz ki şuanı farketme sebebimiz bile ” çözüm anda geliyormuş biliyor musun? , şuanıma tamam dersem yeniyi hayatıma çekebilirmişim ” cümleleriyle yine beklentiye gidiyor. ” Şunu yaparsam şu olur. ” … gibi gibi. .

Durmamaya dair bildiğimiz cümlelerden bazen bir adım geri gelip buranın da misafiri olmak. Bence denenebilir. Ne dersin? 

Herhangi birşey istediğinde , dilediğinde ve olamama halinde sana kolaylık sağlayacak bir araç vereceğim bugün.
Gelen sorularda da oluyor benzerleri.
Neyi hayati , olmazsa olmaz yapıyorsak , farkında olmadan önüne set koymuş olabiliyoruz bu bakış açımızla.
Bu noktada , iki yerden bakmanı istiyorum senden.
Biri ” … varlığının nesini sevmiyorum? ” Şaşırtmaca gibi görünse de şöyle düşün. Eğer sevseydin şuan seninle olurdu…
Diğeri ise ” …. olmamasında güzel olan şey ne? “

İlişki isteği diyelim. İki sorunun cevabını yaz , düşünerek farkedemeyebilirsin. Bırak yazarak bedeninden aksın. Bedenin bunun cevabını biliyor.
İlk soru ” İlişkim olmamasının nesi güzel ? ” Diğer soru ise ” İlişkinin nesinden nefret ediyorum? “

İdeal beden isteğini ele alalım.
” Kilolu olmanın nesini seviyorum? Zayıf olmanın nesinden nefret ediyorum? ” Yaz bunu bakalım neler çıkacak. Kınadıkların, yargıladıkların mı var? Yoksa korkuların mı? Aksın…
Ve bu konuya ek ‘ ideal beden ‘ tanımı da yapabilirsin. Bu yepyeni bir yer açar hayatında.

İş arıyorsan ” ( eğer çalışmıyorsan ) Evde olmanın nesini seviyorum , ( sevmediğin işteysen ) Burda olmanın , şikayet etmenin, mutsuzluğun nesini seviyorum ? Çalışmanın / hayalimdeki işin olmasının nesini istemiyorum ? “

✔ Tüm bunların ardından, gör ki bunlar geçmişten referans aldığın yerler. Şimdi aynı olmayabilir. Farklı bir deneyim olabilir. Herşey gönüllü müsün o şeyin olmasıyla ilgili ?

✔ Ve hayati kılmayı bırakmaya da gönüllü olabilir misin? Hayati kıldığında kendi varlığından daha büyük ve güçlü yapıyorsun onu.

Bir başlangıç olsun burası. Neler akacak, neler açığa çıkacak merak ediyorum. Kendi bakış açılarını görmek ne hissettirecek?
Özellikle o istemediğim dediğin yerlerde , yalnızlıkta , mutsuzlukta, huzursuzlukta, işsizlikte sevdiğin gizli , açığa çıkmayı bekleyen bakış açıların var ya, işte onlar , oralar… Çok keyifli . Oyun gibi .Neşeli. Sonunda kendine ( bakış açılarına ) bolca gülebilirsin:) Çünkü gerçek olan neşeli ve hafiftir. Biz seanslarda buralarda bazen fazla eğlenebiliyoruz. Hepsi ilginç bakış açısı , hepsi bakış açısı, dönüşebilir , hayati değil 🙂

” Eski giysilerimi atamam ben. Yırtılsalar da ayrılamıyorum. “” Sürekli eski sevgililerim de geri döner benim. “
“Alışkanlıklarım var. Onlar dışına çıkamıyorum. “
” Eski ilişkimden hediyeleri, fotoğrafları saklıyorum ama bana onu hatırlatmıyor eminim. “

Bir yerlerden tanıdık mı bu cümleler? Karşılığı var mı sende?
Sürekli aynı tarz film izlemek, aynı tarz kitap okumak, hep aynı yollardan işe yürümek, sabahlara hep aynı başlamak, aynı aynı aynı…

 Düşünceler de böyle biliyor musun?
Markete gittiğinde yeni çıkmış bir çikolatayı merak edip denemek gibi yeni bir düşünceyi hayatına sokmak. Gerçekten farklı düşünmeyi merak ediyor musun? MERAK . ” Nasıl bu kadar farklı yerden bakabiliyorsun? ” un cevabı burda belki de.

Hani nefes ile ilgili derim ya, duyguyu dönüştürmekle uğraşacağına nefesini dönüştür , duygu otomatik olarak dönüşür diye.
Bu sabitliğin de kolay yolları var. Boşluk yaratırsak yeniliğe yer açabiliriz. O sakladıklarını azad edebilirsin ya da bir diğer yol, yeniye dair merak duyabilirsin.Deneyebilirsin.
🌻 Woooww bu eğlenceli olabilir diye bakabilirsin🌻
🌻Sınırlamalarına bakabilirsin.
🌻Sakladıklarını çıkarabilirsin.
🌻Gitmesine izin verebilirsin.
🌻Yeniye yer verebilirsin.
🌻Kendine izin verebilirsin.

🌸Bugün hangisinden başlamak istersin?

Seven hallerini alıp kabul etmek kolay.
Niyetlerinin iyiliğini
Cömert hallerini
Umutlu zamanlarını
Neşeli zamanlarını.
Kolay dile getirmesi de , yaşaması da kolay.
Ne vakit öfke ziyaret eder
Kibir gelir oturur yanına
Kıskançlık sarar bir anda zihnini
Ne vakit bağırırken bulursun kendini
Ya da işte hiç de istemediğin gibi başlamıştır gün…
Buralar zorlayabilir. Zorlamasını normal kabul et.

Zor olandan nasıl geçilir?
Kolaylık , inkar etmeden,
burdan da geçmenin normal olduğunu kabul etmekte.
Saklanmamakta,
Bazen saklanmakta ve yine normal bilmekte bunu.
İtiraf edemiyorsan kimseye – zaten gerek de yok – hikmet kendine itiraf edebilmekte.
Arkanı dönmeden,
tutsağı olmadan,
içinde kaybolmadan,
hepsinin insana dair olduğunu bilmekte hikmet.

Kendine yakıştırabil.
Utanılacak birşey olmadığını bil.
Kendini normal kabul edebil.
Devamlı misafir ediyorsan zor halleri , üzerine çalışabil telaşsız.
Dönüşebil.
Esneyebil.

İnkar davet yaratır.
Kaçan da kovalanır:)
O çevrende nefret ettiğin herşeyden sende biraz olabildiğini ve şimdilik ortaya çıkarmayı seçmediğini bilebil.

” Tüm parçalarım , yeryüzünde sizi inkar ettiğim heryeri iptal ediyorum.
Kendimi tüm hallerimle alıp kabul ediyorum ” ya da ” kabul etmeye gönüllüyüm ” ( hangisi hafifse )

Hoşçakal.

” Biraz ciddi ol. “
” Şurda ciddi ciddi birşey konuşuyoruz.”
“Sen hiç ciddi olamaz mısın? Hep laylaylom😊”

Bakış açılarını benimle birlikte görmek ve dönüştürmek isteyen var mı? Hadi başlayalım o zaman:

Eğlenceli yaşamayı nerde kötü yaptınız?
Kimi yargıladınız ya da kınadınız?
Ciddi olmanın değeri ne?
Burda sevdiğiniz ne varsa, neşede keyifte reddettiğiniz ne varsa hepsini yıkıp yaratımını iptal edelim mi?
Neşeli insanları severken öyle olmamak için direndiğiniz , bununla ispat etmeye çalıştığınız herşeyi ve heryeri yıkıp yaratımını iptal edelim mi?
Dünyada bu kadar acı varken içeride ve dışarıda neşeyi, eğlenceyi, gülmeyi kendinize yasak kıldığınız ve neşenizden utandığınız mutluluğunuzdan utandığınız heryeri de iptal edelim mi?
Ve yine aileniz dostlarınız acı çekerken nerede neşeyi haketmediğinize karar verdiniz ? Kaç yaşında? Onlarla aynı kalmanın değeri ne? Ve belki asıl siz neşeden, keyiften işleyince onlara da katkı olacaksanız?
Bu dünyada üreten, büyüten, katkı olan enerjilere bir bakın. Neşeler, paralar, keyifler, mutlular. Olmak istediğiniz katkı hem kendinize hem dünyaya , ya burada saklıysa?
Size hayatınızın neresinde ciddi olmanın güzel olduğu , doğru olduğu, gerekli olduğu söylendiyse ve siz bunu kendi doğrunuz kabul ettiyseniz bununla ilgili de heryeri yıkıp yaratımını iptal edelim mi ?
Sorulara evet demeyi seçen herkes; acaba tüm bunlar dönüşseydi kim olurdunuz, hayatınız nasıl olurdu?

Yaşamayı ciddiye alacaksın. ” dizelerinde okurken Nazım Hikmeti de , orda tutkuyu duyuyorum ben , yaşamın tadını çıkarmayı , doya doya tadına vara vara yaşamayı duyuyorum. Anlamlı bir hayat yaratmak ve yaşamak . Ne değerli değil mi şiirdeki gibi?
Ve anlamlı bir hayat için ciddi olmanıza gerek yok biliyor musunuz?
Ciddi durmanıza , ciddi konuşmanıza ve içsel konuşmalarınızı ciddi yapmanıza, ciddi ciddi problemlerinizi! düşünmenize gerek yok.

 Burda benim asıl temas etmek istediğim yer , içsel neşe , içsel keyif , eğlence kısmı. Dışarıya yansıyan zaten o olacaktır da devamında, ilk hedefim iç dünyanız.
Bunu hakettiğinizi biliyorsunuz değil mi? Sadece seçin ve hediyelerini alıp kabul edin 💖

Bu zamandan oraya baktığımda gördüğüm;
eğer kişisel gelişime merak saldığım o ilk yıllarda bazılarına göre içsel rehberlik – ego, bazılarına göre zihin – kalp sesi , bazılarına göre algı – bakış açısı denilen kavramların önemini bilseydim sadece buna kanalize olurmuşum.
Hayatı nasıl kolaylaştırdığını idrake geçince anlıyormuş insan. İdrak zamanım bu zamansa baştaki ‘eğer’ i attım çöpe:)

O yüzden ki, seanslarda hep şu sorular vazgeçilmezdir benim için:
” O iş senin hayatına katkı mı? Aklına gelen ilk cevap? “
” İlişkinde mutlu musun? Aklına gelen ilk cevap? “
” O kişiyle çalışmak istiyor musun? Aklına gelen ilk cevap? “

Aklına gelen diye sorarım da aslında o algına gelendir ama öyle desem karışır diye kolaylaştırırım🍀
O ilk gelen kelimeden sonrası işte bakış açılarımız kısmı.
” evet ama…. ” ” Hayır ama… “

Bir de şu olur . ” Bilmem birşey gelmedi aklıma . ” Ya da uzun bekleyişten sonra gelen cevaplar var.
Hiç tutunmadığım , hafif olduğuna inanmadığım ve bu yüzden de orada ne varsa konunun her yerine temas edip tekrar aynı soruyu sorduğum yerler.

Cevap ne olursa olsun, sorumluluk almayı gerektirdiği için, verilen cevaptan sonraki seçim , işte tam orası kişinim kendi gücünü ortaya çıkarır. Hala orda kalmaya devam edecek mi? Yoksa cevaba güvenip özgürleşecek mi???

Eski sayfamda bu konuyu anlamak üzerine bir yazı yazmıştım, ne zaman denk gelirse o zaman paylaşacağım blogda .
Bulamazsam yeniden yazmayı da seçerim eminim.
Bu konu hem çok eğlenceli, hem hafif, hem kolaylaştırıcı , hem de aydınlatıcı.

Rinpoche’ nin dediği gibi zihnin durulma yollarını araştırabilir ve sonra asıl cevaba ulaşabilir ya da o devreye girmeden gelen cevaba güvenmeyi seçebilirsiniz.
Hepsi aynı yola çıkan farklı araçlar.
Hepsi bizim kolaylaştırıcımız.
Neyi seçerseniz o🙏

Aşk büyüten, besleyen bir enerji. Eğer küçültüp daraltıyorsa sizi ve hayatınızı ve ilişkinizi oradaki aşk mı bir bakın lütfen.
Birliktelik için bazılarımızın bakış açısına göre aşk gerekli olmayabilir. O zaman ilişkiniz için aynısını düşünün. Besliyor mu, büyütüyor mu? İyi hissettiriyor mu?

Müsait bir zamanınızda mümkünse şimdi birkaç saniyeliğine gözlerinizi kapatın. Bir yerde sizin , sevgilinizin-eşinizin ve ilişkinizin varlığını görün. Bir yerde karşılaşmış olun onlarla ve uzaktan izleyin. Kişiler nasıl ? Seviyorlar mı birbirlerini ? Tatminler mi bu ilişkide ? Mutlu görünüyorlar mı ordan bakınca? Birlikte olmaktan memnunlar mı? İlişkileri nasıl peki? Onlar iyi olabilirler de ilişkileri de iyi mi? Sadece gözlemleyin, çoğu cevap burda önünüze düşecek zaten🌹
.
Sık sık şikayet ettiğiniz bir ilişkiniz varsa ve bitmiyorsa ” ama seviyorum ” yerinin biraz dışından bakın. Belki beslendiğiniz yerler vardır. Belki çocukluğunuzda öğrendiğiniz ilişki modellerinin biri ya da birkaçının tekrarı, güvenli alanınız, bildiğiniz yer, belki dönüşmeniz için bir araç, belki bazılarınızın bakış açısıyla bitmek bilmeyen sınavınız, belki büyüme alanınız. İşte buralarda soru sorun: ” Gerçek, bu ilişkideki gerçek ne ?
Görmem gereken şey ne?
Şuan farkında olmadığım neyi farkında olabilirim ilişkimle ilgili ?
Neye ihtiyacım var?
Bu ilişkide neyi seviyorum? ( Kaçmak istediğiniz bir ilişkiyse de sorun , hatta özellikle sorun bu soruyu 🙂 )
.
.
İlişki üzerine çalıştığımızda bazı sorulardan sonra , ” ee şimdi napayım? ” sorusu üzerine söylerim bunu: ” Şimdi izleyin.” Çözmek dediğiniz şeyin ötesine geçin. Önce görün , bakın, tadın, görünenin ötesinde blokajlarınıza dokunun, temas edin, onlardan arının. O illa hareket istediğiniz yere gelmeden önce farkındalık kısmında bir süre kalın. Telaşsız.
Sonra seçim yapmak gelecek .  O da başka bir yazının konusu. İlk adım farkettiklerinizi alıp kabul etmek. 

Kolaylık olsun…

 

 

2021’de kendini olduğu hali ile alıp kabul edebilen insan sayısı artış gösterecek , demedi demeyin:)

2020 yılı bolca öyle ya da böyle kabullenişe başlamış olmalıyız ki , zamanın bir yerinden sonra farklı birşeyler oldu , siz de farkettiniz mi?

Hepimiz biraz daha cesuruz sanki . Biraz daha potansiyelimizi farkeder halde. Bazılarımız o bu şu ne der diye düşünmelerin ötesine geçti. Bazılarımız eski olanı bırakma niyet etti, yıkım gücünü buldu, yeniden yaratım aşamasına geçti.

Sosyal medyadaki paylaşımlarımız da değişti. Eskiden sadece mutlu anları bolca paylaşırken, artık acıdan da sıkça bahseder olduk, o halle de görünür olmayı seçtik. Kırılganlığımızı da yanımıza alarak biraz daha büyüdük sanki, genişledik. 

Tüm bunların başlangıcı tabi ki herkeste farklı olsa da , benim bakış açıma göre kabule geçtik. Şuan kimsek , neysek işte tam burada bu halle barışmaya gönüllü olmakla başladı belki de , Carl Rogers’ın sözünde bahsettiği  gibi . Katlanarak artacağına dair inancım sonsuz. Bu halin çoğumuza iyi geldiği de aşikar.

Ve aslında değişim sadece kendin olmayı alıp kabul ettiğinde değil, tüm olanları olduğu haliyle alıp kabul ettiğinde başlıyor fikrimce.

Yakın zamanda The Key kitabından bir bölüm okuyayım diye elime aldığımda tam da bu konuya değindiği sayfaya denk geldim Joe Vitale ‘ın. Kendi hikayesinin bir yerinde taşınmak ( kaçmak ) için çırpınırken , tam da orayı alıp kabul ettiğinde gelen dönüşümü anlatıyor .  Blöfsüz, beklentisiz, gerçek, içten bir kabulleniş bu. Hepimizin ihtiyaç duyduğu. Ve işte gün be gün ona doğru yürüdüğümüz.

Sizce de büyüyor mu kendi olma cesareti içimizde ? Ne dersiniz?